14 Nisan 2017 Cuma

Sword Art Online Anime İncelemesi

Bugünkü konum Sword Art Online serisi. 

Öncelikle belirtmem lazım ki, Sword Art Online, MMORPG severler için gerçekten kaçırılmaması gereken bir anime serisi. Manga yerine, Light Novel dedikleri bir türün oluşumu. Peki Light Novel dediğimiz şey nedir? İçinde 3-5 sayfada bir resim falan olan, bize kalsa resim olduğu için içinde, çocuk kitabı olarak tabir edebileceğimiz bir kitap. Ama Sword Art Online'yi konu itibariyle çocuk hikayesi olarak algılamak gerçekten güç. Keza içinde bir çocuğun algılamasının tam olarak mümkün olmayacağı konu yatıyor. Özetle adamlar romanlarına bile mangavari resimler koymayı seviyorlarsa biz kimiz ki bunu yargılayalım? Bana kalsa bizim fantastik romanlarımız çıksa, ben de üç beş resim isterdim yani.

Neyse, hikayeye geçelim.

Hikayemiz, 2023 yılında geçiyor. Günümüzden 6 sene sonrasını kapsayan bu süreç içerisinde, yeni yeni hayatımıza giren VR teknolojisi oldukça gelişmiş ve artık insanlar için yabancı bir teknoloji olmaktan çıkmıştır. VR makinesi gibi kafaya geçirilen bir kask sayesinde içine girebileceğiniz sanal bir dünyada mmorpg konseptindeki oyunu oynamanızı sağlayan Sword Art Online adı verilen oyun, o döneme damgasını vurmuştur. Yaklaşık 1000 kişilik bir beta sisteminden sonra 10000 kişinin hızla edindiği oyuna ilk gün girenler, oyundan çıkmak istedikleri zaman Logout olamadıklarını anlarlar ve oyunun GM dediğimiz, game master, yani oyun yöneticisi, aynı zamanda oyunun da programını yapan kişi ortaya çıkar ve bu oyunun tahmin edebileceklerinden çok daha farklı bir oyun olacağını, oyunu bitirmeleri için oyunda varolan tüm boss'ları yenmeleri gerektiğini, eğer bu dünyada ölürlerse, gerçek hayatta da öleceklerini belirtir. İşte tam bu sırada bizim baş karakterimiz, kendisine Kirito kullanıcı adını edinmiş bir şekilde etrafta oynayan beta oyuncumuz, anında olaya hakimiyet kazanır ve level atlaması gerektiğine karar vererek hızla yola koyulur.

Hikaye, Kirito'nun gelişme sürecinden ziyade, geliştikten sonra ne yaptıklarına odaklı bir şekilde ilerler. Keza ilk birkaç bölüm, Kirito'nun etrafta dolanıp güçsüzlere yardımcı olmaya çalıştığı, yaptığı hatalardan dolayı yaşadığı pişmanlıkları ve kaybettiği, ölen arkadaşlarının yasını tutmasıyla devam eder. 

2 sene boyunca oyunun içinde kalmış olan kullanıcılar, artık kolonileşmişlerdir ve olaylara hakim olmaya çalışmaktadırlar. Guild sistemleri bu oyunun içinde de varlığını devam ettirmekle birlikte, her guildin amacı bossları yok edip, oyunu bitirmenin bir yolunu bulmaktır. Ama aynı zamanda insanlar, kendi bencil doğalarının kurbanı olmaya devam etmekte ve bilgi paylaşımı konusunda kısıtlı davranmaktadırlar. 

İşte Kirito böyle bir ortamda, ileri düzeyde bir oyuncu olarak hem kendi bildiğinden şaşmamayı, hem de takım olduğu insanların hayatlarını sonuna kadar korumaya çalışacaktır.

Yani bariz bir şekilde kahraman rolüne bürünmüş 16 yaşında bir çocuktan söz ediyoruz. Yaptıkları her şey gerçek hayatta da yaşamlarını etkilediğinden hızlı olgunlaşmak zorunda kalmıştır ve oyunu da çok iyi oynadığından ün salmıştır. 


Bu esnada Asuna adındaki bir oyuncu kızla arasındaki iletişimi de gün geçtikçe ilerletmeye başlamasından dolayı, o yaşamın içinde sıkışmışken, birbirlerine aşık olurlar ve savaşmaktan vaz geçerler. Birlikte uzaklaşıp, oyundaki evlilik sisteminden yararlanıp evlenirler. Burada Immortal Item adı verilen bir yapay zeka programıyla karşılaşırlar. Ne yazık ki programın kafası karışmıştır ve amacının ne olduğunu hatırlayamamaktadır. İkili, küçük bir kız görünümde olan bu yapay zeka programına karşı sempati beslerler ve kendilerine anne ve baba diye seslenmesine karşı gelmezler. Daha sonra Asuna ve Kirito, bu dünyada daha fazla kalmamaları gerektiğini, burada 2 sene geçtiği gibi gerçek hayatta da 2 senenin geçtiğini, her geçen gün vücutlarının zayıflaştığı ve ölmelerin artacağını fark ederek, oyundan çıkma kararlarına geri dönerler. 

Çok güçlü bir boss ile savaşırken, Kirito, Asuna'nın iyiliği için girdiği, Asuna'nın da içinde olduğu guild'in başkanının da Immortal Item olduğunu fark eder ve parçaları birleştirince bu adamın, hepsini bu oyuna hapseden GM olduğunu anlar. İkili savaşır ve Kirito, bir şekilde, adamı öldürmeyi başarır ama kendi canından da olur.

Ölmek yerine, arafta sıkışır ve GM ile konuşur. GM herkesi uyandırmaya başladığını, bu sanal dünyanın da yıkıldığını anlatır. Kirito, gerçek dünyada gözlerini açar ama Asuna bir türlü gözlerini açamamıştır. 

İlerleyen zamanlarda Sword Art Online'nin sahibi olan şirket, bu fiyasko hapsedilme durumundan dolayı batar ve server'lar ile birlikte oyunun tüm hakları Asuna'nın babasının CEO olduğu şirkete geçer. Şirketin içinde bir grup, SAO'da hapsolmuş ve henüz uyanamamış olan yaklaşık 300 kişinin beyinlerini server'ın bir köşesinde saklayıp onlardan edindikleri bilgileri Amerika'daki başka ahlak kurallarına uymayan şirkete satmayı amaçlıyordur. Bu esnada bir başka oyunun içinden Kirito'ya bir mesaj gelir. Asuna'ya çok benzeyen bir kızın düşük çözünürlükteki fotoğrafı, Asuna'nın zihnin SOA'dan arta kalanlarla yapılmış olan yeni bir oyunun içinde hapsolduğunun kanıtıdır. Kirito, hiç beklemeden oyuna dalar. Asuna'yı kurtarmayı başarır ve Sword Art Online Asuna'nın uyanmasıyla son bulur. 
  • Peki kötü yönleri nedir?
İlk bölüm oldukça çarpıcı başlamışken bir anda Kirito'nun en güçlü olduğu döneme geçip, milleti kurtarması ve zorlama bir kahraman yapma çabaları oldukça sıkıntılı. Çok rahat 100, belki de 150 bölüm çıkarabilecekleri bu hikayeyi 20 küsur bölüme sıkıştırıp, hiçbir şeyi tam olarak anlatamadıkları gibi, karakterlerin olgunlaşma süreçlerine de yeterli vakti ayıramamışlar. 

Asuna ve Kirito arasında yeşeren aşk hikayesi güzel olmasına karşın (çünkü bu tarz macera içerikli hikayelerde aşk konseptini genelde hiç görmeyiz. Erkeklere yönelik animeler olarak geçer bunlar ve romantizm öğeleri barındırmamak için oldukça çabalarlar) çok hızlı bir şekilde ilerlemesi, karakterlerin yaşlarının 16 17 gibi çok küçük bir aralıkta olması bana göre hikayenin bağlanma sürecini kötü etkilemiş.

Bununla birlikte, Kirito'nun meğersem evlatlık oluşundan mütevellit, kız kardeşi olarak karşımıza çıkan Sugu, oyun içinde Leaf-chan olarak duyacağımız kızcağızın, her ne hikmetse ensestvari hislerle kavrulmasını da kendime yediremiyorum. onii-san diye dolanıyorsun, abi deyip duruyorsun, adama nasıl aşk gibi bir duygu besliyorsun? Belki de kafasının karışıklığını vurgulamak istemiş olabilirler, ama ensest hislere gönderme yapmaları hoş bir ayrıntı değildi benim gözümde. Her şey illaki kan bağı değildir. Bazı bağlılıklar, kafada bitiyor. 

Bir dönem, hikayenin gelişme sürecinde, konudan çok sapıp Asuna ve Kirito'nun aşkına çok fazla girmiş olmaları da yer yer kötü bulduğum bir durum. Ama bu konuya daha çok nötr kaldım diyebilirim.

SOA'dan çıktıktan sonraki süreçteki tempo çok düşük. Anime ilk yakaladığı tempoyu koruyamamış ne yazık ki. Ama sezonun ikinci yarısına kötü demek için yeterli bir kıstas değil bu.
  • Peki iyi yönleri nedir?
Ah işte burada duralım. Bu animeye kötü diyenlere saygı duymakla birlikte yerden yere vuran kesime de şiddetle karşı çıkıyorum. Bir kere çıkış noktası oldukça başarı animenin. İmkansız olmayan bir gelecekteki konuyu ele almış. Hepimiz o dönemin geleceğini biliyoruz. VR teknolojisinin gelişmiş halini bize yansıtmış olması ve her mmorpg oyuncusunun aslında kalbinin bir köşesinde o dünyada gerçekten var olabilme isteğini yerine getirmiş olmaları oldukça başarılı bir konseptti.

Karakteri çocuksu bırakmak yerine yetişkin gibi göstermeleri, hayatın bir şekilde devam etmiş olduğunu ve insanların duygusal yapılanmalarının da buna göre gelişeceği, insan beyninin her türlü sosyal ortama adapte olabileceğini göstermeleri çok güzel bir detay olmuş.

Aşk konseptini çok geride bırakmamış olmaları çok hoş bir şey olmuş. Ama hikayede önüne gelen herkesin Kirito'dan etkilenmesi, oldukça komik durmuş.

Kadınların güçsüz resmedilmedikleri oldukça güzel olmuş. Asuna karakteri de en az Kirito kadar güçlü ve en az onun kadar iş yapıyor animede. Bu durum benim tatlı feminist duygularıma su serpmiş oldu. Hatta hikayede Kirito'nun etrafında çoğunlukla kadın karakterler var. Kardeşi Leafa-chan da en az Asuna kadar güçlü bir karakter çiziyordu.

Kirito'nun sadece oyunda değil, oyunda yaşadıklarından dolayı gerçek dünyadaki karakterinin de değişmiş olması, oyunda öğrendiği dövüş tekniklerini vücudunun hatırlıyor olması, o cesareti kaybetmemiş olması çok güzel bir detay. Kısaca, oyunda yaşanılan her şeyi gerçekten yaşanmış olarak görmesi ve oyundaki kararlarının hepsinin etik çerçeveden bakıldığında tercih edilesi kararlar olması benim hoşuma gitti. Oyun da olsa, öldürdüğün zaman birisini öldürmüş olursun konseptinden çıkmasa bile, konu sevdikleri olduğunda katil olayı göze alacak kadar keskin bir karar verebilmesi, her şeyden öte, Asuna'nın varlığına olan amansız ihtiyacı ve yalnızlığını göstermeleri güzel bir detay. Animeye duygusallık katmışlar kısaca. Bu çok tatlı bir şey. 
  • Peki izlemeli miyiz?
Tabii ki izlemelisiniz. Hele hele oyun kültürüne aşinaysanız, çok daha eğlenebileceğiniz bir anime. Ama dediğim gibi "Bu ne ya önüne geçen Kirito'ya vuruluyor. Bu velet de kendini kahraman sanıyor. Bazı yerleri çok zorlamışlar." şeklinde yorumda da bulunabilirsiniz. Kimse sesi suçlamaz yani. Çünkü öyle. Zorlamalar var.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz hesaplar:
Instagram
Twitter
Facebook

9 Nisan 2017 Pazar

The Last: Naruto The Movie İncelemesi

Sonunda Naruto Shippuuden'in final bölümü de yayınlandı. Mangasını okuyanlar çok eskiden seriyi kapatmış olabilirler, ama animesiyle geçinen bir grup var ve Naruto'nun resmi açıdan bitmesini görmek duygulu bir süreç biliyorum. En azından benim için. Keza Pain'e kadar olan süreci anime olarak baktığımızda, filler'lar da dahil 2 kere bitirmiş bir arkadaşınız olarak sizinle konuşmaktayım. Ben bu hikayeyle duygusal bağlar kurdum, açılın. (SPOYLIR SPOYLIR...)



Peki tamam, Naruto bitti. Hatta Naruto ile Hinata da evlendi. Ne mutlu onlara. Bu film, Naruto'nun son filmi olarak bize de bu aşkı genel olarak anlattı. Hadi biraz irdeleyelim.

Japon kültürü de ataerkil bir kültür. Yani Shounen kültüründe  "erkeklere" yönelik macera/aksiyon tadında hikayeler anlatılıyor. Sanki kadınlar macera/aksiyon sevemezmiş gibi. Tüm dünya bas bas bağırdı bu Sakura nedir böyle diye. Sakura değildi problem, Sakura profilinin resmedilmesiydi. Naruto ve Sasuke'nin arkasında kalmasıydı bizi sinirlendiren. Team 7 için büyük umutlar besleniyordu ve Sakura hep bu umutlara limon suyu sıkıyordu. Arkadaşım, soruyorum. Neden? Neden kadınlar Naruto'da ve hatta Bleach'te bu kadar ezik yaratılıyor ben anlamıyorum. Hayır bir kadın olduğum için mi bu kadar takıyorum yoksa gerçekten adamlar bile isteye bunu böyle mi yapmışlar, anlam vermek çok güç.(Baş karakterdeki kızlardan söz ediyorum. Yan karakterlerde güçlü ablalar da çıkmıyor değil şimdi o kadar da haksızlık etmeyelim.) Naruto serisindeki en güçlü kadın karakterlerinden Tsunade bile Orochimaru ve Jiraya'nın yanında meeh, o da bir işe yaramaz kalıyor. Hayır ben kadınlar erkekleri ezsin geçsin de demiyorum ki... En azından kadın karakterler de erkekler kadar güçlü olabilmeliydi. Kültür meselesi midir nedir anlamıyorum. Çok ataerkil takılıyorlar ve benim dünya görüşüme göre oldukça sıkıntılı bir görüntü bu.


Abarttın diyenler için, hikayenin temelinde yaşananları biraz inceleyelim:

Filmin asıl konusu şu: Kaguya'dan sonra sular durulmuştur. Sasuke ve Naruto aralarındaki husumeti tatlıya bağlamışlardır. Bir barış havası sürüyordur. Öyle ki Naruto akademiye gidip küçük çocuklara taktikler gösteriyordur, Sasuke uzaklardadır, iç dünyasındaki barışı arıyordur. Kızlar Naruto'da deli gibi aşıktı. Naruto tam bi' fenomen haline gelmiştir ama geçtiği yollar bu durumdan dolayı şımarmasına engel olmuştur falan, tam Amerikan Rüyası ya yok böyle bir şey.

Sonra bir gün, kagelerin hepsi acil bir şekilde toplanırlar ve dünyanın başında bir tehdit olduğunu konuşurlar. Öyle ki aya bir şeyler oluyordur ve parçalanmaya başlamıştır. Böyle devam ederse, dünyanın sonu çok yakındır.

İşte tam bu esnada sivil hayatta Rinne Festivali dedikleri bir festival sürmektedir ve bu işte insanlar sevdiklerine hediye vermektedir. Yılbaşı gibi. Filmde, Hinata'yı zaten sadece atkı örerek görüyoruz. Sen koskoca Hinata, işi gücü bırakmışsın atkı örüp duruyorsun Naruto için. İşte ne kadar uzun sürerse, o da aşkını işlermiş. Bu da Naruto'ya duygularını daha net anlatmasını sağlarmış. Güzel bir düşünce. İnce bir görüş. Saygı duyulası. Bir an benim bile gidip atkı öresim gelmedi değil, doğrudur. Ama Hinata'nın tek yapabildiği şey bu mu?

Hinata, sonunda atkıyı örer ve Naruto'ya vermek için şehre iner, ama Naruto'nun hayranları çok fazladır ve kızlar etrafında cirit atıyordur. Herkes ona hediyeler vermektedir. Sakura da canım Hinata'yı yüreklendirmektedir. Çünkü O da Sasuke'yi sevmektedir ve Hinata'nın Naruto ile mutlu olmasını, sevenlerin kavuşmasını derinden arzu etmektedir. Peki güzel. Hinata, Naruto'nun bizim her zamanki ramencide gelene geçene ramen ısmarladığı ve birkaç nesil güçük kızcağızların hayranlıkla Naruto Sensei diye etrafında dolanmasını görünce ve Naruto da hafif öküz olunca, kıskanır. Basar gider. Neyse sonra düşüncelerini toparlar ve Naruto'nun evinin önüne gelir. Amaç Naruto'ya atkıyı vermektir. Naruto gelir, ayaküstü konuşmaya başlarlar. Naruto'nun boynuna dolanmış olan yeşilli sarılı atkıyı görür. "Çok güzelmiş." falan der. Naruto da "Evet çok değerlidir." deyince, Hinata zanneder ki Naruto bir kıza aşıktır ve atkı kız tarafından verişmiştir. Naruto ise o sırada çoktan Hinata'yı eve davet etmiştir. "Ramen var gelsene :)" Yani aslında Naruto kızdan hoşlanıyordur ama henüz bunun tam olarak farkında değildir.


Hinata yok aç değilim der basar gider. Salıncağın birine oturup ağlamaya başlar. "Naruto için seviniyorum ama işte ühüühühüüh geç kaldım." diye ağlamaya başlar. O sırada Toneri, Hamura'nın mırasçısı olduğunu iddia eden ve ayın parçalanmasından sorumlu olan kişi, ortaya çıkar. "Niye ağlıyorsun ağlama. Bana o atkıyı örseydin ben seve seve takardım." şeklinde konuşarak Hinata'ya yaklaşır. Daha sonra Hinata'ya onun için geldiğini söyler, alnına bir şaplak atar, kızı etkisiz hale getirir ve kaçırmaya kalkar. Bizim gariban Naruto da bu durumu görür, Hinata'yı kurtarmak için Toneri'yle çatışır, Toneri çatışmadan çekinerek Hinata'yı bırakır ama dünyanın sonunun geldiğini, Hinata için tekrar geleceğini söyler. Bu sırada Hinata'nın kız kardeşi, Toneri'nin kuklaları tarafından çoktan yakalanmış ve kaçırılmıştır.


Kakashi,  Shikamaru, Sasuka, Naruto, Sai ve Hinata'yı görevlendirerek Hanabi'nin peşinden gitmelerini söyler. Diğer üçünün aksine Hinata bu göreve gönüllü olmuştur. Kakashi özellikle Naruto'ya Hinata'yı korumasını söyler. Sanki Hinata'nın korunmaya ihtiyacı varmış gibi diyeceğim ama Allah kahretmesin gerçekten kızın bir bok yapabildiğini göremedik. O yüzden evet korunmaya ihtiyacı var yani ne diyeyim şimdi?


Hanabi'yi araştırırlarken Naruto ile Hinata birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Böyle aralarında tatlı atışmalar, güzel muhabbetler, yakınlaşmalar olur. Naruto, cool görüneyim derken rezil falan olur. Hinata güler, özetle hepimizin üç aşağı beş yukarı bildiği o arkadaşlıktan yüksek ama sevgililikten düşük mertebe içinde sıkışıp kalmışlardır.


İşler ilerler, Naruto, Hinata'ya onu sevdiğini söyler. Hinata, kardeşini ve dünyayı Toneri'den kurtarmak için Naruto'yla birleşmez de Toneri ile gider. Grup en sonunda Toneri'yi bulur. Savaşırlar. Elbette ki Naruto Toneri'yi yener, esas kızı kapar, dünyayı kurtarır. Mutlu son.

  • Peki kötü yönler neydi?
Nereden başlasam bilmiyorum. Kadın karakterlerin güçsüzlüklerini anlatmakla yetinemiyorum. Mesela bir sahnede, Toneri, Hinata'yı fiziksel olarak kontrol ediyordu. Öyle bir çizmişler ki Hinata sanki yumruk atmayı beceremiyor böyle acayip şeyler. Ya sen Hinata'sın. Sen Byakugan kullanmanın kitabını falan yazmış olmalısın. Sen neden böylesin?
Sakura yine idare ederdi, ama onun üzerinde de çok durmamışlar. 
Zaten çok büyük bir savaş olmasını beklemiyorduk ama herkes atıl kalmıştı. Konu tamamen Naruto'nun aşk hayatını anlatmak üzerine kurulmuş gibiydi.
Sasuke'nin sadece birkaç saniyelik görülmesini saymıyorum bile. Daha uzun bir zaman vermedikleri gibi, fragmanlarda niye bu kadar çılgınlar gibi gösterdiniz o zaman bu çocuğu? Sasuke lan bu, adam olun.
Ya zaten Naruto filmlerinin hiçbiri güzel yapılamıyor bence. Bu da olmamış bana göre. Çok da uzatmaya gerek yok. Karakterler, olduklarından daha güçsüz betimlenmiş.



  • Güzel yönleri neydi?
Ben şahsen Naruto'nun Sakura'dan vazgeçip Hinata'yı sevmesini her zaman istemiştim. Shippuuden'den önce daha Naruto dolanırken etrafta bunu arzu ediyordum. Hinata'yı sevmiş olması güzel bir şey. Naruto'nun  ve savaştan sonra köyün halini görmek güzeldi.
Kurama'nın sahneleri güzeldi. Kurama'yı ne zaman görsem o sahneyi zaten seviyorum.

  • İzleyelim mi?
Gerek yok. Shippuuden'in 500. bölümünü de izleseniz olur :) Ama Naruto filmlerinden haz alıyorsanız izleyin tabii. Neden olmasın? Vakit geçirmelik işte. Ama tüm film boyunca Hinata'nın atkı örmesini falan izliyor olacaksınız. Bu kadar güçsüz betimlenmesi rahatsız edecektir diye düşünüyorum. Ya sen Pain'in karşısına çıkmış kızsın. Bu ne ya? Kızı ne hale sokmuşlar. Ev kızı olmuş çıkmış Allah kahretmesin sizi. 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz sosyal mecralar için:

3 Nisan 2017 Pazartesi

Psycho-Pass Anime İncelemesi

Bir distopya, bir cyber-punk bir polisiye. Karşınızda Psycho Pass.


Merhaba arkadaşlar, biraz eski ama güzel bir klasik olan Psycho Pass incelemesinin bu şirin blogta yer alması gerektiğini hissediyorum. Filmlerden animelere pek fırsat olmuyor olsa da, hazır cyber-punk kafası başlamışken (Ghost In The Shell'den söz ediyorum. Bu yazı yazılırken vizyonda kendileri) Psycho Pass'i incelemeden işin içinden çıkmamız, ayıp olur. 

  • Peki, Psycho Pass nedir?


Polisiye bir hikaye olan Psycho Pass, distopik gelecekte geçiyor. İnsanların biyonik robotlarla, hologramlarla ve yapay zeka programlarıyla daha haşır neşir olduğu bir dünyada, herkesin kaderini Sybil denilen bir yapay zeka programı yönetiyor ve evet, insanlar buna gönüllü. İşte bu ortamda dedektifliğe yeni atanmış olan Akane adlı şirin kızımızın o birkaç aylık süreçte yaşadığı bir macerayı konu alıyor.

  • Sistem nasıl işliyor?

Sybil, Psycho Pass denilen bir sistemle herkesin ne kadar kafadan kontak olduğunu, ne kadar suça eğilimi yüksek olduğunu hesaplıyor ve herkesi derecelendiriyor. Bazı insanların anlık olarak kafaları attığında, bu insanları rehabilite merkezlerine gönderiyor ve toparlanmalarına fırsat veriyor. Toplumda psikolojik rahatsızlığa tahammül yok. Yani herkes örnek vatandaş olmak zorunda. Sybil de bunu kontrol ediyor. 


Hikayemiz, karanlık bir akşamda başlıyor. Akane, garibanım, okulunu birincilikle bitirmiş, sınavdan tam puan almış bir yeni etme olarak sistemin onu atadığı müfettişlik (dedektiflik) işine başlıyor. Burada öğreniyor ki, dedektiflere yardımcı olan İnfazcı denilen suç oranları yüksek olan ama kafalarını suçlulular kullanarak onları yakalamaya yardımcı olan bir gruptan yardım alıyorlar. Bizim kızcağız Bölüm 1'e atanıyor ve burada kendisi gibi dedektif olan Ginoza Nabuchika ile birlikte 4 İnfazcı'dan sorumlu olduğunu öğreniyor. Kogami Shinya, Kanuzika Yayoi, Kagari Suusei, Masaoka Tomomi. Ginoza daha ilk geldiği gün Akane'ye İnfazcıların birer av köpeği olduğunu ve onlarla arasındaki ilişkiye keskin bir sınır çizmesi gerektiğini söylüyor ama Akane böyle bir insan değil. Karakter olarak adalet duygusuyla ve insanların ikinci bir şansı her zaman hakettiğine dair bir inançla hareket ediyor.

Bölümler ilerlerken (22 bölüm bir şey zaten) Akane ile Kogami arasındaki iletişim de diğer İnfazcıların yanısıra daha hızlı gelişiyor. En azından ben öyle hissettim ne yalan söyleyeyim. Ginoza da bu durumdan hazetmediğinden esas oğlan Kogami'nin hikayesini Akane ile paylaşır. 


Bundan yaklaşık 3 sene evvel Kogami çok başarılı ve keskin zekalı bir müfettiştir. O süreçte ortaya çıkan bir seri katil vakasıyla birlikte, çok iyi anlaştığı İnfazcılardan birisinin öldürüldüğünü görür. Kogami de bu seri katile kafayı takar ve bu takıntı hal suç katsayısını ve psycho pass'ini arttırır. Bu durumda Kogami için 2 seçenek vardır. Ya terapiye gidecektir, ya da İnfazcı statüsüne indirilecektir. Kogami, terapiye gitmeyi reddeder ve İnfazcı statüsüne düşürülerek dedektiflik hayatına bir av köpeği olarak devam eder. 


3 sene sonra, bir dizi olaydan sonra kahramanlarımız inceledikleri bir olayda 3 sene önceki cinayete benzer bir cinayetle karşılaşırlar. Aynı tipte işlenen cinayetler, eski tip bir eğitim veren kız okulundan öğrencilerilerin başına gelmektedir. Kogami hariç herkes 3 sene önceki katille aynı katil olduğunu düşünürler, ama Kogami cinayetler arasındaki farkı anlamıştır. 3 sene evvelki cinayetlerde hiçbir zaman aynı tip mekan kullanılmazken, yeni nesil cinayetlerin sergisi de üst üste olmak üzere bir parkta gerçekleşmiştir. Bu durumdan şüphelenen Kogami, gruba bunun aynı katil olmadığını, bir taklitçi veya o seri katilin mirasçısı gibi birisinin yaptığını söyler. Araştırmalar sonucunda anlaşılır ki, eski bir ressamın kızı tarafından işlenen cinayetlerin arkasında, akıl ustası olarak 3 sene önceki cinayetleri de işleyen Makishima Sougo vardır ve nasıl Kogami, Makishima'yı bulduysa, Makishima'nın da Kogami ilgisini çekmiştir. Kogami'yi takıntı haline getirmeye başlayan Makishima, Akane'nin yanın arkadaşını kaçırarak ikiliye arkadaşın ağzından ıssız bir bölgeye gelmesi için mesaj atar. Kogami, Akane'yi tehlikeye atmamak adına kendisi araştırmak için binaya girer ve ikisinin arasındaki iletişim bağı kopar. Makishima, Akane'nin arkadaşını da kurban ederek Kogami'yi bir teste tabi tutuyordur. Kogami de bunun bilincindedir. Kısa zaman içinde Bölüm 1 olarak tüm ekip olay yerine Kogami'yi kurtarmak için gelir ve Akane de Kogami'nin peşinden aşağıya iner. Gel zaman git zaman, Kogami yaralı olarak bulunur ve Akane arkadaşını kurtarmak için Kogami'nin söylediği yöne doğru koşmaya başlar. Makishima'yı köşeye sıkıştırdığında elindeki Yargıç'ı adamı öldürmek veya etkisiz hale getirmek için uzatır ama o da ne? Adamın suç katsayısı, psycho pass gibi değerleri çok düşüktür. Silah da bu değerlere ait bir insana ateş edilemeyeceğini belirlerek kilitlenir. Makishima, elindeki tüfeği Akane'ye vererek ona bir seçenek sunar. Ya Makishima'yı vurup arkadaşını kurtaracaktır, ama bunu kendi özgür iradesiyle, bir Yargıç'ın yargısının arkasına sığınmadan yapacaktır, ya da hemen oracıkta arkadaşını öldürecektir. Akane, bir türlü tetiği çekemez ve arkadaşı gözü önünde Makishima tarafından boğazı kesilerek öldürülür. 


Bu olayın sonunda bir şekilde Makishima'nın robot resmini çıkarırlar adamın peşine düşerler. Ama o da ne? Makishima keskin zekalı bir seri katil olmanın çok ötesindedir. O aynı zamanda sistemi yok etmeye kalkan bir anarşisttir ve esas amacı da Sybil'i yok etmektir. (yani etmekmiş. Ne alakaysa artık? Dahiyane bir anime yaratalım, hikayeyle çılgınlar gibi insanları şah mat edelim derken biraz abartıya kaçtılar bence de... buna sonra değineceğim.)

Makishima, kahramanlarımız onu ararken armut toplamaz. Bir şekilde takıldığı zaman yanındaki adamın psycho pass ölçülerini kopyalamayı başaran bir kask yaratmayı başararak belli başlı suça yönelimi olan insanlara bu kaskı vermeye başlar. Bu sayede şehirde bir kaos yaratır ve kaskı takan insanlar dışarıda durduk yere sadece yapabileceklerini test edebilmek adına insanları öldürmeye, mağazaları soymaya ve kaos çıkarmaya başlarlar. Masum insanlar da bu korkuyla yaşayamazlar (sen her gün ülkende bir şekilde bomba patlasın ondan sonra kaos nedir öğren diyesim gelmedi değil hani) ve bu kasklı insanlara gördükleri yerde saldırmaya başlarlar. Böyle bir iç savaş ortamında (beş dakikada iç savaşa sürüklenebilecek kadar kafasız bir toplumsan elbette bir yapay zeka tarafından yönetilirsin bu da ayrı bir şey) kahramanlarımız Makishima'nın izini bulur. Refah Bakanlığı adı verilen bir Bakanlığın binasına gitmiştir. Bir şeyler peşindedir. Kogami, adamı öldürme takıntısıyla birlikte Akane ve Kagari ile birlikte binaya gider. Kagane, aşağı katları kontrol ederken Akane ve Kogami, Makishima'nın peşinden giderler. 


Kagane, burada Makishima'nın ortağı olan hacker'ı haklamaya çalışır ve öğrenilir ki bu bina, Sybil denilen yapay zeka programının ana üssüdür ve buradaki herhangi bir sıkıntı, Sybil'in çalışmasını durdurabilir. Kagane, Sybil'den nefret ettiğini, hala fırsatı varken Sybil'i öldürmesini istediğini, ama onu bulduğunda hiç beklemeden onu öldüreceğini belirtir, hacker'a. Nitekim adamı bulur. Hacker, Sybil'in merkez üssünün kilidini kırmayı başarmıştır ve oldukça korkunç bir manzarayı açığa çıkarmıştır. Sybil denilen yapay zekanın arkasında gerçek beyinler bulunmaktadır. Kagane ve hacker bu gerçekle yüzleşirken dışarıdan biri tarafından öldürülür.

Kogami ve Akane ise Makishima'nın peşinden gitmişlerdir ve arbede sonunda Makishima'yı etkisiz hale getirmeyi başarmışlardır. Makishima hemen tutuklanır ve yaraları tedavi edilmesi amacıyla hastaneye kaldırılır. Burada, Kagane ve hacker'ı öldüren, Şef olarak bilinen kadın ile yüzleşir. Şef, burada tüm gerçeği Makishima'ya anlatır. Yüksek zekalı ve vicdani hislerden arınmış suçluların sistemi daha güçlü hale getirmek adına mutlak güce ulaşmalarına izin veriliyordur. Sybil sistemin ardındaki zekalar da hem bu zalim kafalardan seçiliyordur ve Makishima'ya da aralarına katılmalarını teklif eder. Makishima bu isteği reddeder ve kaçar. Kogami, bu olaydan sonra İnfazcı görevinden kaçar ve bir kaçak olarak Makishima'yı öldürmek için yoluna devam eder. Bu esnada Akane'ye her şey için teşekkür eden bir mektup bırakır. Akane, mektubu okuyarak ağlar.


Sybil ise Akane'yi çağırır ve gerçeği anlatır. Akane, gördüklerinden şaşkın ve iğrenmiş bir şekilde Kogami'nin öldürülmemesi şartıyla yardımcı olacağını söyler. Anlaşma şudur, Kogami'ye karşılık Makishima'yı canlı ele geçirmek. Bunun karşılığında Akane Bölüm 1'in başına geçirtilir. O zaman kadar Bölüm 1'in başında olan ve yoğun stres yüzünden psycho pass'inde yükselme olmaya başlayan Ginoza ise bu durumu içten içe kabul edemez. 

Burada Ginoza'nın hikayesini es geçmek büyük ayıp olur. Gioza, Sybil sisteminin ilk çıktığı zamanlarda Dedektif olan bir babanın oğludur. Bu dedektifin psycho pass'i yüksek çıktığı için İnfazcı konumuna düşürülmüştür ama o zamanlar ailesinde psycho pass'i yüksek olan birisi olduğunda tüm aileye kötü davranıldığından Ginoza da hiç kolay bir çocukluk geçirmez. Bununla birlikte babasına da içten içe öfke duyar. Babası ise Masaoka'dır. Bölüm 1'deki İnfazcılardan biri. Ama bunu herkesten gizlerler. Ginoza, Kogami'nin kaçışında babasının parmağı olduğu düşünerek daha da öfkeli bir hal alır ve bu stres ile öfke, kendi değerlerinin daha fazla artmasına sebep olur. Gruptan ve olaylardan uzaklaşmamak adına terapiyi de reddeder. En azından Makishima yakalana dek. 

Ekip, Kogami'nin bıraktığı izlerle Makishima'nın amacının Japonya'da bir besin kıtlığı çıkarmak olduğunu öğrenir ve bunu durdurmak için peşlerine düşer. Akane'nin önderliğinde Makishima'nın bulunduğu fabrikaya geldiklerine, herkese Kogami'yi görürlerse vurmamalarını söyler. Ona karşı bir kozu olduğunu belirtir ama kimseye tam olarak neler döndüğünü söylemez. Kogami bu sırada Makishima'nın peşinden o fabrikaya gelmiştir. Ginoza ve Masaoka bir yere giderken Akane ve Yayoi başka bir tarafa gider. Ne yazık ki Makishima Ginoza ve Masaoka'nın karşısına çıkarak onları tuzağa düşürür. Çarpışmanın ardından Masaoka ağır yaralanır ve Ginoza'ya gözlerinin, onun yaşındayken baktığı gibi baktığını söyler ve vefat eder. Zaten bu noktadan sonra Ginoza'nın değerler tavan yapar. 


Kogami ise Makishima'nın peşine düşer ve ikili çetin bir kavgaya girerler. Makishima bu kavgada, Kogami tarafından ağır şekilde yaralanır ama Kogami, Makishima'yı öldüremeden Akane ortaya çıkar ve Yargıç'ını Kogami'ye tutarak Makishima'yı öldürmesine engel olur. Makishima kaçar ve ikili onun peşine düşer. İşin sonunda Makishima fazla kan kaybettiği için güçsüz düşer ve Kogami onu yakalar. Öldürür. 

2 ay sonra, Sybil Akane'yi yanına çağırır başarısızlığının yanı sıra incelenmek adına mükemmel bir örnek olduğunu söyler. Akane'yi yanlarında tutarak insan davranışları konusunda daha da uzmanlaşma amacı güttüklerinden bahseder. Akane'nin Sybil'e karşı duyduğu öfke ama bu sistemin olması gerekliliğe olan inancı, Sybil'in ilgisini çekmiştir ve bir gün tüm insanlığa kendi varlığını net bir şekilde anlattığında olabilecek olanları atlatabilmek adına Akane üzerinde çalışma yapacaktır. 

Ginoza ise suç katsayısı yükseldiği için İnfazcı konumuna düşer. İkili arabada giderken Kagari'yi anarlar ve öldüğü konusunda hemfikir olurlar. Yeni bir müfettişin geleceğinden bahsederler. Ginoza gözlüklerini çıkarmıştır. Akane, gözlükleri öylesine mi taktığını sorar. Ginoza, eskiden yüzünü ve özellikle gözlerini hiç sevmediği için gözlükle kapatmaya çalıştığını söyler. Ama artık bu durum canını sıkmamaktadır. Buradan babasına da selam çakmış olur.

Akşam, yeni genel müfettişe bu sefer olayları anlatma sırası Akane'dedir. Ginoza'nın yaptığının aksine Akane, yeni genel kıza şöyle söyler: "Birazdan karşılaşacağın kişilerin insan olduklarını unutma. Onlar, olayları çözerken senden çok daha farklı bir yaklaşım kullanacaklardır. Bu durumun seni tedirgin etmesine izin verme. Onlara güven, ama her daim tetikte ol."

ve Psycho Pass, bu şekilde son bulur.

  • Peki bu seriyi güzel yapan şey nedir?
- Müzikler. Sadece açılış parçaları yani introlar değil, aynı zamanda hikaye içindeki saundtrackler de çok başarılı. 
- Alıntılar. Edebi isimlerin söyledikleri ünlü sözler ve hatta incil gibi insanların genelini ilgilendiren yapıtlardan alıntılar yapılması, karakterin derin kültürlü gibi resmedilmeleri ve boş insanlar olmadıklarını hissettirmişler. Çok hoş bir şey. Sıradan bir shounen manga/animesinde baş karakter genelde bir boktan haberi olmayan ama mangal yürekli bir delikanlı gibi resmedilir. Oysa ki burada kötü adamdan iyi adama kadar zaten iyilik ve kötülük çizgileri keskin olmamasının güzelliği içinde, bir de boş beleş insanlar olmadıklarını vurgulamaları, izleyenleri daha ağır bir şeyler izlediklerine inandırıyor. Bu da izleyiciye "Ooo ben gerçekten farklı bir şey izliyorum şu an." hissini veriyor. 
- Daha demin de dediğim gibi: iyi kötü arasındaki ayrımın silik oluşu. Karakterlerin durmadan bazı yargıları sorgulaması. Suç nedir, anarşizm nedir. Kime göre, neye göre suç olur gibi unsurları konuşmalar arasıda irdelemeleri oldukça tatlı bir diyalog katmış. Karakterleri izlerken sıkılmadan ve hatta kendi iç dünyanızda bir şeyleri düşünmeye zorlanırken buluyorsunuz kendinizi.
- Final. Final çok güzeldi. Ölmesi gereken öldü, kaçması gereken kaçtı. Karakteriyle yüzleşmesi gereken yüzleşti. Büyümesi gereken büyüdü. Yani herkes ilerlemiş oldu.
-Realistik çizgiden pek çıkmaması. Yani standart olması gerektiği gibi çizimlerle karşılaması. 
-Kullanılan renk paletinin distopik bir görsellik sunmaya yardımcısı olması. İzlerken, iç karartıcı ve rahatsız edici duygular verebiliyor olması.

  • Peki bu seriyi kötü yapan nedir?
Bana göre Makishima'nın seri katil profilinden çıkıp bir anda Sybil'i yok etmek isteyen bir anarşist, bir isyankar profiline çevrilmesi olmamış. İzeyiciye daha derin bir hikaye sunmaya çalışmışlar ama bana göre abartıya kaçmışlar. Yaşanılanlar kötü mü? Hayır. 2 gün içinde animeyi baştan sonra sıkılmadan izleyip bitirtiyor. Ama Makishima gerçekten bir seri katil olarak kalsaydı, bana göre bu hikaye çok daha albenisi olan bir hikayeye dönerdi.
-Kogami'den bir takıntılı mahluk yaratma çabaları: Sanki adamın tüm yaşam amacı Makishima'yı öldürmek. Hayır. İntikam duygusu üstüne gidilseydi anlardım. Ama altını boş bıraktıkları bir öldürme arzusu vermişler Kogami'ye. Biraz daha doldurmaları gerekirdi. Adam sıradan bir intikam duygusuyla değil, salt öldürme arzusuyla gidiyordu. Ya da en azından bana hissettirdiği şey bu oldu.
- Akane ile Kogami arasındaki belli belirsiz çekim: Hayır aşk desem aşk değil, sevgi desem sevgi değil. Saygı desem, sokaktan geçen adama ben de saygı duyuyorum ama adama mektup yazmam. Veda mektubu? Birkaç aylık bir üstüne? Her şey için teşekkür etmek, onunla birlikte çalıştığı için mutlu olduğundan bahsetmek. En önemlisi, gittiği için açıklama yapma ihtiyacı? Oğlum sen hayırdır? Ben iflah olmaz bir romantiğimdir. Bir kişi bir kişiden hoşlanıyorsa sonuna kadar bunu yaşaması gerektiğini düşünürüm. Ama Kogami ile Akane arasındaki ilişkinin iş arkadaşlığı mı, iş ortamındaki romantizm kıvılcımları mı olduğunu bir türlü anlayamadım. Akane'nin bu eleman kaçtığı zaman neden ağladığını idrak edemedim. Benim iş arkadaşım işi bırakıp gitse arkasından ağlamam mesela. Sizin aranızda ne geçmiş olabilir ki bu kadar böyle bir sahne yarattınız?
- Kagari'nin bok yoluna gitmesi. Ben bu karakteri çok sevmiştim. Beleş bir ölüm oldu. En azından bize gösterdikleri bu. Başka bir zaman geri döner mi dönmez mi ne olur bilmem. Kogami döner belki ama Kagari'yi öldürmeyecektiniz. Yazık ettiniz bu karaktere.
- Bana göre karakterlerin altlarını da pek dolduramamışlar ama çok da fazla içine girmek istemiyorum. Çünkü belki de böyle olması daha güzeldir. Kim bilir?

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz hesaplar için: