29 Mart 2017 Çarşamba

Uncharted: Drake's Fortune İncelemesi


Naughty Dog'un büyük eseri olan Uncharted'ın şanı 2007 yılına dayanıyor. Ana hikaye ile gitmeye kalkarsak, serinin ilk oyunu Drake's Fortune ile başladığımız serüvenimizde, Nathan Drake adlı, oldukça karizmatik, eğlenceli bir hırsızı kontrol ediyoruz, ki bu çok tatlı bir şey. Benim bir erkekte en sevdiğim davranış biçimlerinin toplamını Nathan oluşturuyor. O yüzden benim için Nathan'ı takip etmek çok daha eğlenceli bir hal aldı.

Hemen oyunun konusuyla başlayalım. Maceracı bir gazeteci olan Elena Fisher'ın, Francis Drake'in batık mezarını aramak için, Drake'in atası olduğunu düşündüğü hazine avcısı Nathan Drake'i kiralamasıyla başlıyoruz hikayeye. İşin sonunda Nathan ile birlikte mezarı buluyorlar ve mezardan beden yerine basit bir not defteri çıkarıyorlar. Nathan biraz incelediği zaman bu not defterinin, Francis Drake tarafından özellikle bırakılan ve onu altınlarla dolu olan şehre, El Dorado'ya götürecek bilgiler içerdiğini fark ediyor ve Elena'nın bu bilgiye ulaşmasını engellemek adına not defterini okumasına engel oluyor. İkili bu konuda tartışmaya başlamışken Nathan uzaktan gelen korsanları fark ediyor ve ilk aksiyonumuzu da o tekne içinde (basit bir şekilde) yaşıyoruz. Nathan ve Elena bu çarpışma sonrasında patlayan tekneden kaçarken Victor Sullivan (Sully) onları almak için deniz uçağıyla birlikte geliyor. Üçü birlikte tehlikeden uzaklaşıyorlar. Daha sonra Elena dışarıda patronu ya da ortağı ya da başka birisiyle durumu tartışırken Sully ve Nate de özel olarak Nate'in bulduğu defter üzerinde konuşuyorlar. İlk önce bu maceraya kendince karşı çıkan Sully, işin ucunda deli gibi para olduğunu öğrenince toparlanıyor ve Elena'yı atlatmaları gerektiğini söylüyor. Nathan, bu durumla alakalı ufacık bir vicdan yapmaya kalksa bile ikisi, Elena telefonla konuşurken kızı ekiyorlar ve not defterindeki ipuçları sayesinde Amazon'da bir yerlerdeki tapınağa geliyorlar.



Burada değişik yap bozları çözerek oradan oraya atlayarak biraz Prince Of Persia'cılık oynayarak sonunda El Dorado'nun bir şehir değil bir altından yapılmış bir heykel olduğunu ve İspanyollar tarafından ele geçirildiğini öğrenerek (yaklaşık 50 sene önce kadar falan) ardından bıraktığı izleri takip ediyorlar. Bu izler onları batık bir deniz altına kadar getiriyor ve burada Nathan içeriye girerek neler olduğuna bakarken, Sully'nin sesinin kesilmesiyle bir şeylerin ters gittiğini anlıyor. Bu esnada denizaltının içinde not defterinin kayıp parçasını da bulan Nathan, heykelin yerinin Pasifik adalardan birinde olduğunu tespit ediyor ve denizaltından çıkıyor. 

Burada anlıyoruz ki, Sully'nin başına gerçekten bir sıkıntı gelmiş. Adı Gabriel Roman olan ufak bir sıkıntı. Bu amcamız beyaz saçlı, kaslı vücuda sahip, aksanlı konuşan, şeytani bakışları olan bir adam olarak resmedilmiş. Karakterine tamamen uyan tipiyle gerçekten olması gerektiği izlenimi bırakan Gabriel ile tartışmalarının ardından Sully'yi vurur. Arbede esnasında Nathan'ın vurulmasını engelleyen şey ise denizaltının bir anda patlamaya başlaması olur. Bu noktadan sonra vurulmuş arkadaşı ile alakalı hiçbir şey yapamayacak olan Nathan için tek çare ise, kendi hayatını düşünmektir. Yani kaçar.

Kaçış esnasında Elena ile tekrar karşılaşan Nathan, Elena ile birlikte (tabi bu esnada sen niye geldin, sen niye beni bıraktın yok efendim anlaşmamız vardı tartışmaları da sürer) kaçarlarken Elena Nathan'a bu heykeli bulması konusunda yardımcı olacağını, hem üstelik ona bir hikaye borcu olduğunu söyler. Böylelikle ikili, not defterindeki ipucuyu takip ederek adadan uçakla kaçan ikili, Pasifik Okyanusun ortasındaki adaya yaklaştıkları esnada vurulurlar ve uçakları hızla düşer. 

Elbette ki ölmezler. Hikayenin daha başındayız. Zaten bu zamana kadar olan kısım oyuncuları hikayeye çekmek için olan kısımdı. Asıl ordu katletme muhabbeti şimdi başlıyor.

Uçak düştüğü vakit Nate ve Elena doğal olarak farklı taraflara savruluyorlar ve Nate, kızı kurtarmak için peşine düşüyor. Bu esnada adaya daha önce gelmiş, silahlı ve büyük olasılıkla yardım istese başına büyük dert alacağı adamları da yolda giderken katlediyor. Evet katlediyor, çünkü bir adada ne kadar fazla paralı asker olabilir ki? Öldür öldür bitmiyorlar. Hikayenin gidişatı sebebiyle Drake'in eski dostu(!) tarafından yakalanıyoruz ve hücrelerden birine Nate'ı tıkıyor. Bu esnada Elena bir yerlerden ortaya çıkıyor, Nate'i kurtarıyor ve birlikte tapınağı araştırmaya devam ediyorlar. Elena bu sırada Sully'yi fark ediyor ve ikili arasında "Sully bize ihanet etti. Gidip dövelim." fikri canlanıyor. Sully'yi yalnız yakaladıklarında ise gerçek ortaya çıkıyor. Roman gerçekten Sully'yi öldürmeye kalkmış ve cebindeki not defteri tarafından kurtarılmıştı. Roman da Sully'yi bu altın heykeli bulması için zorluyordu. Sully ile Nathan'ın geleceğini bildiğinden dolayı onları oyalamaya çalışıyordu. Ve tahmin ettiği gibi Nathan gelmişti. 

Eski dost ve akıl hocası olduğundan Nathan bu durumdan şüphe duymuyor ve üçü birlikte hareket edecekken bir hesaplama hatası yüzünden Sully geçmesi gereken geçitten geçemiyor ve arkada kalmak durumunda kalıyor. Elena ve Nate birlikte hareket ederek, Sully ile buluşacakları diğer yere doğru ilerlemeye başlıyorlar. Bu esnada Roman'ın adamlarına karşı (ordusuna karşı) büyük bir savaş vermeye devam ederken vücutları şekil değiştirmiş insanlarla da karşılaşmaya başlıyorlar (zombi sanki). Roman'ın adamları yetmezmiş gibi ne olduğunu anlamadıkları bu canavarlardan da kaçmaya başlıyorlar. Bir noktada Francis Drake'in ölmüş vücudunu bulan Nate, adamın arkasında bıraktığı mekupla birlikte zombilerin El Dorado tarafından lanetlenmiş askerler olduklarını anlıyor ve ne olursa olsun heykelin bu adadan çıkmaması gerektiğini, eğer çıkarsa dünyanın çok büyük bir kötülük ile karşı karşıya kalacağını anlıyor.

Burada bir es verelim ve biraz oyun dinamiklerine bakalım. Oyunun türlü türlü yerlerinde not defterinden de yarım alarak puzzle çözme durumu mevcut. Biraz tempoyu düşürmek adına bu yöntemi tercih etmişler sanırım. Güzel de olmuş ama bazı yerlerde artık abarttıklarını düşünmedim değil. Çok fazla zorladıkları yerler de olmuş. Yani zaten 1000 kişi falan öldürmek zorunda kalmak da gerçek dışı gelse bile sonuçta oyun. Aksiyon yaratmak şart.

Neyse devam edelim.

Nate bu gerçeği idrak etmeye çalışırken Roman, Elena'yı yakalıyor ve Nate'a karşı kızı kullanmaya kalkıyor. Nate ve Sully, kızı kurtarmak için Roman'ı takip ettiklerinde, sonunda El Dorado heykelini tüm grup hep birlikte buluyorlar. Roman, tuttuğu adam Navarro'nun gazına gelerek heykeli açıyor ve heykelin laneti yüzünden zombileşerek ölüyor. Bu noktada Navarro'nun aslında Roman'ı heykeli bulmak için kullandığı ortaya çıkıyor. Heykeli isteyene satıp deli gibi zengin olmayı planlayan Navarro ile final boss havasında yüzleştikten sonra El Dorado, Pasifik Okyanusu'nun diplerine doğru kalan yolculuğuna devam ediyor. 


Son sahnede, Elena ve Nate, Sully'nin kullandığı teknede konuşup birbirlerine sarılıyorlar. Drake's Fortune böyle bitiyor.


  • Peki oynamalı mıyız?
Çok fazla oyuncu bir insan olmamakla birlikte oyunların hikayelerinin her şeyleri olduklarını düşünen birisiyim. Birçok oyun hakkında az çok bilgi sahibiyimdir. Uncharted serisi, başlangıç olarak özellikle bu hikaye, sizlere Indiana Jones hissi vermiş olabilir ama hikaye bana göre ciddi manada çok güzeldi. Flörtleşmeler, maceralar, iyi adamla kötü adam arasındaki ayrımlar, hırsız bile olsalar en azından... Muntazam işlenmişti. Mistik ögeleri iyi yerleştirmiş olmaları oldukça güzeldi. Oyunun karanlık bir havası olmaması, oldukça tatlı bir hava katmıştı ve hey, sonuçta Uncharted serisinin başlangıcı. Oldukça güzel bir hikayenin açılış parçası. Elbette ki oynamalısınız. Ama oyun oynamayı sevmiyorsanız bile, oturup bunu izleyebilirsiniz. İnanın film gibi akıp gidecektir.

  • Kötü yanları?
Evet mistik ögeleri var güzeldi, ama yani bir orduyu tek başına öldürmek nedir? Eh o dönemin AI'yından da fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini düşününce... Bunları kötü olarak düşünebilirsiniz, ama tabii ki oyunun efsaneleşmiş olmasına gölge düşürmeyecektir. Ayrıca... Sonuçta bu bir oyun. Bir ordu öldürmesi gerekiyordu, yoksa sahneleri dolduramazlardı ve film değil bu. İnsanlar birilerine ateş etmek istiyor :)


Bir sonraki yazımda görüşünceye dek sevgiyle kalın :)

Beni sosyal hesaplardan takip etmek için:
Instagram
Twitter
Facebook

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder