7 Mart 2017 Salı

İzmir Gezisi || İstanbul'dan İzmir'e, Sabah Gidip Akşam Dönmek Şartı ile Neler Yapılabilir?

Merhaba arkadaşlar! Şimdi benim kendimi tanıttığım o ufak, profilimdeki yazıyı okuduysanız bilirsiniz, sabah 9 akşam 6 çalışan ezik bir beyaz yakalıyım ben. Evet. Serbest sektörde çalışıyorum. Kariyer yapmaya çalışıyorum. Bu esnada, hayatımı işte kaybetmemek adına, ruhumu besleyecek olan aktivitelere yönelmeye gayret ediyorum. Bunlardan birincisi, işte şu anda girdiğiniz bu blog. Bu blog sayesinde en azından kafamı işten veya kişisel ilişkiler dışında yorabilecek bir uğraş edinmiş oldum. Geri dönüşlerinizi de aldıkça o kadar mutlu oluyorum ki, yazımın en başında size teşekkür etmeden ilerlemek istemiyorum.

Hepimizin aslında hayalleri sıralamasında en üstlerde değil midir gezmek? Farklı şehirleri, ülkeleri görmek, kültüründe kaybolmak... Ünlü yemeklerinden yemek, ünlü mekanlarına gitmek vs. Çok küçükken 3-4 sene İzmir'de yaşamış biri olarak, sanırım 10 senedir orayı görmedim. Doğal olarak sanki ilk defa İzmir'e gidecekmiş gibi heyecanlıydım ve bu heyecanımın karşılığını da almış olduğumu düşünüyorum. 

Şimdi, benim günübirlik gezilerden anladığım şeye bir bakalım:
1. Uygun fiyatlı olması
2. Tatminkar olması
3. Yeni bir şeyler yaşatması

O yüzden eğer durduk yere 300 TL bilete yatırmak istemiyorsanız, bu tarz planlamalar yaparken dikkatli olmanızda fayda var. Artık bilet almanın inceliklerinden bahsetmeyelim. Hepimizin bildiği şeyler: Erkenden biletleri almak ve şanslı olmak. Bu tarz günübirlik gezilerde size tavsiyem, Cumartesi günü yapmanız. Çünkü Cumartesi günü rötar şansınız daha düşük. Tabii uçakla gidecekseniz.

Peki İzmir'e günübirlik gittiniz, nereyi gezebilirsiniz? Ne yapabilirsiniz?
Saat Kulesi
Öncelikle günübirlik gezilerde amacınızdan emin olmalısınız. Kültürel bir gezi niyetinde misiniz? Yoksa gündelik bir gezi derdinde misiniz? Çok üzgünüm ama hepsini bir arada yapmak çok güç. Müze vs gibi yerleri gezmek, tahmin ettiğinizden daha uzun sürebilir.O yüzden bu tür gezilerde her şeyi bir güne sığdırmak sizin gittiğiniz yerden keyif alamamanıza sebep olacaktır.

Peki ben kendi gezimde ne yaptım? Nereye gittim? Nasıl hazırlandım?
Öncelikle, yaşasın Google Maps. Ciddi manada her türlü yardımınıza koşuyor. Mesafeleri doğru hesaplıyor, gidilecek yerleri buluyor. Bulduğunu bir yerin civarında başka neler var size gösterebiliyor. Harika bir şey. Bedava reklamını yaptım. Daha ne diyeyim?
İzmir zaten çok bilindik bir şehir olduğundan, birkaç tane bilinen yeri var. İşte, Konak Meydanı, Alsancak. Kordon. Kemeraltı. Bunlar hepimizin aşina olduğu yerler. Bir de İstanbul'a nazaran daha küçük bir şehir olduğu için ulaşım da çok rahat oluyor.
İzmir'e Metro gelmiş mesela. Aynı zamanda İzban diye de adlandırılan bu metro, ara ara açık havadan, ara ara da yeraltından gidiyor. Metroyu kullanarak birçok yere çok rahat gidebiliyorsunuz. 27 TL gibi bir ücrete, 10 basımlık bir kart aldık. 2 kişiye bu kart, bir gün için yetti, 2 basım da arttı üstelik. Çünkü metro kullanmaktan ziyade yürümek isteyeceksiniz. Hele hele İstanbul'ad yaşayanlar için Konak ile Alsancak arasındaki mesafe yürünmeyecek bir mesafe değil. Çok rahat gider, gelirsiniz.

Adnan Menderes Havaalanı'ndan başlayalım. Sabiha Gökçen ile kıyaslandığında iç mimarisi bana göre çok daha güzel, daha tatlı geldi. İçeride peyzaj düzenlemesini çok güzel yapmışlar. Aydınlık, Sabiha Gökçen'den daha geniş olduğu hissini veriyor. Üstelik en güzel yanı, çıktığın gibi direkt İzban'a girebiliyorsun. Yıl 2017, biz hala Sabiha Gökçen'e ulaşabilmek için çile çekiyoruz. Yazık.

Adnan Menderes Havalimanından metroya binip önce Hilal durağına, buradan Konak tarafına aktarma yapıp birkaç durak sonra Konak Meydanına ulaşıyoruz. Yaklaşık yarım saat ile kırk dakika arasında geçen yolculuk, çok da bunaltıcı olmuyor. Metro biraz kalabalık ama, Kadıköy-Kartal Metro hattını kullanan adama vız gelir, tırıs gider. Ben size o kadar diyeyim.
Direkt Konak Meydanı'na çıktığımızda hemen karşımızda ünlü Saat Kulesi'ni gördüğümüzde, zaten fotoğraf makinelerini çıkarıyoruz. Taksim Meydanı'ndaymış gibi hissetmedim değil, ama bu sefer turist bendim. Çok tatlı. Saat Kulesi'nin mimarisini, verdiği havayı her zaman çok beğenmişimdir. Bu Konak'ı sevmemin sebebi, Tarihi Yarımada gibi olması. Yani 3 adım at, Saat Kulesi, Konak Cami hemen yanında, zaten avuç içi kadar bir yer... Kemerltı'na git oradan, Kemeraltı'ndan ilerle, Kızlarağası Hanı, Agora, Kültürpark vs vs. Yani her yer birbirine o kadar yakın ki aslında... Tabii orada yaşayanlar için artık eskisi gibi etki etmiyordur ama kırk yılda bir gelen insan için oldukça konforlu bir durum aslında.

Saat Kulesi'nde biraz vakit geçirdikten sonra Kemeraltı'na girdik. 3 milyon İzmir nüfusu (sayı atmasyondur) komple oraya mı toplandınız bre insafsızlar? Adım adım gitmek ne mümkün? Fazla kalabalıktan haz etmeyenler için söylüyorum, Kemeraltı'na zorunda kalmadıkça uğramak istemeyeceksinizdir. Zira herhangi tarihi bir his vermiyor. Ticarethane, kısacası pazar. Sağlı sollu mağazalar, dükkanlar var. Leblebiciler, kahveciler var. Önlerinden geçtiğiniz zaman mis gibi kokusuyla mest ediyor sizi, ama genel olarak basit bir Kadıköy hissi veriyor. İş yerleri var, her yere dönerci açılmış. Döner, döner, döner...

Biraz burada etrafa bakındıktan sonra çok da derinlere dalmayıp ara sokakta unlu mamuller satan ufak bir dükkana giriyoruz. Buradan boyoz alıyoruz. Oradaki görevli, boyozun yumurtayla iyi gittiğini söyllüyor diye yanında bir tane de yumurta alıyoruz. Zaten kahvaltı edememişiz. Midemizi bir güzel dolduruyoruz. Ama ne boyoz, abartıldığı gibi bir lezzet, ne de bence yumurta yakışmıyor. Gerçi, meşhur bir yerlerde yemedik. Belki de biz güzel olanına denk gelemedik. Orasını bilemiyorum. Boyoz, milföy hamuruyla yapılan, pohaçamsı, İzmir'in meşhur yiyeceği.

Diyorum ya günübirlik gezide amacına uygun hareket etmekte fayda var. Kemerlatı'nı tavaş edip müze gezmeye de gidebilirsiniz, ya da sokaklarda kaybolup kahvenizi yudumlayıp, meşhur bir yerlerde bir şeyler de yiyebilirsiniz. Bu tamamen size bağlı. Ben de müze gezmek yerine halkın içine karışmayı tercih ettim. Kızlarğasına gittim. Buranın meşhur tarafı, kahvehanelerin özel fincanda pişmiş kahve sunmaları. Tüm dükkanların tepesinde "özel, fincanda pişen türk kahvesi" yazısı asılı. Biraz ötemizde çalgıcılar var. Darbuka sesleri eşliğinde kahvemizi içip, lokumumuzu yedikten sonra Kordon'a doğru yola koyuluyoruz.
Kordon (temsili)
İzmir'in meşhur Kordon'u! Adeta bir Maltepe Sahili, bir Caddebostan sahili gibi gelen Kordon'un bir kenarında bir fayton gidip geliyor. İnsanları belli bir ücret karşılığında götürüyor. Ben hayvanların işkence görmesinden müthiş rahatsız olan bir insanım. Doğal olarak hayvanda baktığım ilk şey sağlık durumuydu. Maşallah, 2 atın ikisi de, pırıl pırıl tüyleri, kaslı vücutlara sahipti. Bizim bu Büyükada faciasının yanından bile geçmiyordu. Saygı duydum. Sonuçta hayvanların etinden, sütünden, derisinden abartmamak şartıyla yararlanıyoruz. Komple vegan değilsek tabii... Ama yararlanacağız derken hayvanları acı içinde bırakmak mı lazım gelir? Hayvanın kas gücünden yararlanacağız derken, bakımını noksan mı bırakmalıyız? Yemini, suyunu vermeyecek miyiz? Sağlığını kontrol etmeyecek miyiz? Büyükada'daki hayvanlara bir bakın. Yorgunluktan çatlamak üzereler, bir deri bir kemik kalmışlar. Bu hayvanların arkasına binmek ne kadar mantıklı, insancıl bir karardır? Tercih sizin.

Sahil boyunca negatif olarak gördüğüm tek şey, yerdeki taşlar. Ne yazık ki düz bir yol değil. Girintili çıkıntılı taşlardan oluşan yolda yürümek oldukça zordu. Bisiklet, paten için ayrılan yollar da bence dardı. Ama buna kıyasla, çimenlik alan çok büyük, geniş ve temizdi. Gençler sahilde kurulmuşlar, yere birer örtü atmışlar. Biralarını, çekirdeklerini almışlar. Bazıları kitabını okuyor, grupça gelenler sohbet ediyor. Millet köpeklerini gezdiriyor. Bir huzur ortamı var mı? Var gerçekten. Ama beni en çok dumur eden olay, pelikanları görmekti. İstanbul'da yaşayanlar o kadar martılara alışmış ki, en azından ben o kadar martı görmeye alışmışım ki, o kocaman pelikanları denizin biraz üstünde süzülürken ya da yüzerken görünce ne olduğumu şaşırdım. Eminim ki sıradan bir İzmirli için pelikan görmek serçe görmek gibi bir şey, keza insanlar verdiğim tepkiden "Bu kız turist galiba." bakışı amadı değil, ama yani ey İzmirliler itiraf edin! Pelikan yahu! Kocaman kuş 50 metre ötenizde uçuyor, bu manzaraya nasıl alıştınız?
Pelikan kuşu
Kordon boyu yürüdükten sonra Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ne geliyoruz. Burada meşhur bir makarnacı varmış. Herkes oraya gidiyormuş. Dışında yemek yiyebilmek için sıraya giriyormuş insanlar. Kaliteli yemek veriyorlarmış, çok da ucuza çalışıyorlarmış. Dedik ki deneyelim. Koşa koşa gittik ve gördüğümüz manzara karşısında şaşkına döndük. Çünkü gerçekten bir tabak makarna yiyebilmek için sıraya girmek zorunda kalmıştık. Üstelik tek çeşit makarnaları varmış. Sadece porsiyon talebinde bulunabiliyorsun. Aç gözlülükle bir porsiyon yedim vallahi. O kadar da aç değildim. Sabahki boyoz ve yumurta ikilisi midemi tok tutmaya yetmişti. Ama yedim, pişman değilim. Keza gerçekten de çok güzel yapmışlar. O makarnayı ben evde kendim yapsam, o kadar ucuza getiremezdim. İçine peynirinden mısırına, sosuna kadar her şey konmuştu.

Yemeğimizi yedikten sonra bir yerlerde çay için, tatlıyı da gömdükten sonra, artık yavaş yavaş havalimanına doğru yola çıkmaya hazırdık. Tekrar metroyla, geldiğimiz yoldan geri dönerek havalimanına ulaştık ve Cumartesi akşamı olmasının verdiği rötarsızlıkla yuvamız olan İstanbul'a geri döndük.

Şimdi gelelim izlenimlere.
İstanbul'da yaşayan biri olarak size şu kadarını söyleyeyim. Bana göre İstanbul çeşitlilik konusunda daha iyi. Ama İzmir daha huzurlu.
Bana göre İstanbul'un basit bir Maltepe Sahili, meşhur Kordon'u geçer. Ama İzmir daha huzurlu.
Yani siz İstanbul için ne kadar olumlu şey bulursanız bulun, İzmir daha huzurlu. Yürüyorsun, gençler gülüyor, eğleniyor. Afedersiniz(!) kızlı erkekli falan oturuyorlar. Kızın teki mini eteği ile yanınızdan dönüyor, erkekler dönüp de bi bakmıyor.
Kıbrıs Şehitleri Caddesinde kızın teki, pantolonunun arka cebine telefonunu koymuş sallana sallana yürüyor. Kimse telefonu kapmadı. İstanbul'da olsa telefon uçmuştu, kız bir de taciz edilmişti popodan.
İzmir kısacası İstanbul'dan daha medeni, daha çok insanı var.
Malum bir şehirde yaşayan insanların medeniyetten anladıkları da çok önemli.
Yazımda kendi fotoğraflarımı kullanmadım. Keza instagram hesabımı takip edecek olursanız İzmir ile ilgili fotoğraflara da ulaşabilirsiniz. Vlog oluşturabilmek adına videolar da çektim. Daha sonra editleyip, ilerleyen zamanlarda Youtube'tan da paylaşmayı düşünmekteyim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın. Bonus olarak çektiğim videoları ancak ekliyorum. Aşağıda bulabilirsiniz :)

video

video


video



Beni takip edebileceğiniz hesaplar:
Instagram
Twitter
Facebook

1 yorum:

  1. Teşekkürler, yazını bir solukta okudum desem, yalan olmaz. Zaten bildiğim yerlerdi anlattıkların, ancak, senin gözünden okumak ayrı bir tat verdi. İyi ki emekli olunca İzmirî seçmişim ve senin çocukluk döneminde de olsa, bir parçacık o güzel, medeni, huzurlu şehirde yaşamanı sağlamışım. Eeee kendimle de azıcık gurur duydum. Ne de olsa yakın bir ilişkimiz var değil mi?
    Sevgiler bir tanem, başarılar dilerim.

    YanıtlaSil