22 Şubat 2017 Çarşamba

Bir Uncharted Efsanesi Gibi : John Wick Part 2

Merhaba arkadaşlar! John Wick seyredip de geldim, çok ağır spoiler veririm haberiniz olsun. İlk bölümden bu yana uzunca bir zaman geçtiğinden (yaklaşık 3 sene), Keanu Reeves'i izlemeyi özlemişiz elbette ama birinci bölümle olan bağımız da oldukça zayıfladığından, neler oldu bitti hatırlamak güç. Bu sebepten ikinci bölümden bahsetmeden önce ilk bölümü biraz hatırlayalım istiyorum.



Kısa bir özet geçmek gerekirse;

Bir gizli kiralık katil örgütüne üye olan John Wick, bir şekilde bir kadına aşık olur ve eski hayatını bırakarak sevdiği kadınla birlikte mutlu bir hayat kurar. Ama bu hayat çok kısa sürecektir çünkü karısı bir hastalık sonucu hayatını kaybeder. John, sevgili eşinin yasını tutarken ona bu süreçte yardımcı olan da eşinin arzusuyla alınmış bir köpek yavrusudur. Bir gün bir mafya babasının yiğeni ve adamları tarafından evine baskın düzenlenir. Karısından kalan son hatıra olan köpeği öldürüp, arabasını çalıp John Wick'e haddini bildirmeyi amaçlamışlardır. John Wick, bu saldırının ardından başına darbe alıp bayılır. Uyandığında köpeğin öldüğünü ve arabasının çalındığını fark eder. Karısının yası ve dünyaya duyduğu tüm öfkeyi bu adamlara çeviren John Wick, emekliliği bir kenara bırakarak intikam ateşiyle herkesin anasını beller. İşin sonunda köpeğini öldüren adamları itin götüne sokmuş bir şekilde haşat etmiş ve yeni bir köpek evlat edinmiş bir şekilde yoluna devam ederken görürüz. Doğal olarak filmin bittiğini, ikincinin bir daha gelmeyeceğini düşünürüz.
Ama öyle olmadı tabii ki. 

Meğersem John Wick, arabasını da geri istemiş.  (Adam haklı tabi, araba da araba yani. Gerçi haşat etti ama olsun.)

Arabayı alarak başladığımız ikinci bölümde ise neler karşılaştık hemen bakalım:
  • Kiralık Katil örgütü hakkında ekstra hiçbir şey öğrenmedik.
Yani dönelim bir filme bakalım. Bina içinde adam öldürmek yasak, değişik bir altın parayla yürütülen bir ekonomi, örgüte üye olduğun sürece çok acayip elit bir hayat. Ama aynı zamanda çok da tehlikede olduğun bir hayat.
  • Uncharted'mışcasına ordu öldüren bir John.
Filmin zaten en gerçek dışı ve en can sıkıcı kısmı da buydu. Aksiyon sahnelerini uzatmak amacıyla o kadar çok adam öldürdü ki, yemin ederim bir süre sonra sıkıldığımı ve bu kadar uzun aksiyon sahnesine gerek olmadığını hissettim.
  • Gereksiz bir hikaye.
Bir mühür muhabbeti. Kendi kanlarıyla parmak bastıkları mühürle "Ben senin vakti zamanında sırtını kaşımıştım. Şimdi sen de benim ekmeğime yağ süreceksin." konseptleri varmış meğerse. John'un da emekliliğe ayrılabilmesi için güçlü birisiyle bu mühür olayına girdiğini öğrendik. John, köpeğinin intikamı için tekrardan sahalara dönünce, mührün sahibi de kendi işini halletmesi için John'a geri gelir. John, bu mührün gerektirdiği işi yapmayı reddedince adam bir güzel evini bombalar. 
işte o sahnede tek korktuğum şey, köpeğin ölmüş olmasıydı. Ama çok şükür ki bu sefer köpeğe kötü bir şey olmadı. Onun yerine koca bir ev yandı ve John, bu adamdan kurtulmak için istenilen şeyi yapmaya karar verdi.



Peki adam ne istiyordu? Ablasını öldürüp en güzel lokasyon olarak New York'u kontrol etmek istiyormuş. Meğer abla da zaten John'un eski bir arkadaşıymış. Hüzünlü bir veda olmuştu. İdare eder bir hikayeydi açıkçası. Zaten sıkıcılık bundan sonra başladı. Kadını öldürdü ve mührün sahibi kardeş bu sefer John'un başına "Ablamı öldürdü." diye ödül koydu. John da bu sefer adamı öldürmek için hareket etmeye başladı. Tahmin edilebilir, saçma sapan, sırf aksiyon olsun diye yazılmış bir ara hikaye. Keza işin sonunda John Wick, adamı otel, bina artık ne neresiyse, öldürür ve filmin sonunda John Wick, kiralık katil örgütünden men edilerek hedef haline gelir. Filmin sonunda John Wick, peşinden kim gelirse gelsin öldüreceğine yemin ederek kaçar.
  • Özetle, 2. film tamamen 3. filmin ön hazırlığı için yapılmış oldu. Yani artık 3. bir film beklemek durumundayız. 2. film, 1. filmden ciddi manada bana göre kötüydü. Sırf Keanu Reeves'in bir orduyu öldürmesini izlemek için para bayıyoruz. Hikaye çok yüzeysel, neredeyse vasat idi. 


Peki ne beklerdim?
Bir kere bu kiralık katillerin gizli hayatı diye bir mantık mı oluşturdunuz, hakkını verin. Keanu Reeves'in 2 kelimeden daha fazla kelime söylemesine fırsat verin. Adam az ve öz konuşmuyordu. Adamın sanki konuşma yetisinde bir problem var gibi modellemişlerdi. Özürlü mü arkadaşım bu adam? Bir sıkıntısı falan mı var? Niye konuşurken acı çeker gibi bir profil çizdirdiniz bu adam için? İki kelime konuşsun, yani silah sesinden başımıza ağrı girdi. İki diyalog koyun.
Bir de sanki testosteron fazlalığı oldu burada diye gereksiz karakterlerle meşgul etmişler. Ares diye bir karakter yaratmışlar. Kadının kayda değer tek bir özelliği yok. Dilsiz sadece. İşaret diliyle konuşuyor.Yani bu karakterin diziye artısı neydi eksisi neydi? Biri bana ne olur açıklasın. John Wick de maşallah işaret dilini dahi biliyor. Bir tek bunu göstermek için mi koymuşlar nedir? Konuşmaymış, karaktere arka plan oluşturmakmış, bir hikaye uydurmakmış amaaaan ne önemi var canım? Koyalım aksiyon müziği, Keanu Reeves zaten var, Laurence Fishburne'yi de getirdik böyle Matrix gibi güzel sükse yaptık. Oh tamam mis. Kim ne derin hikaye istesin salla gitsin değil mi? Imdb'de de şu an puanı 8.3. Helal diyorum.

Zaten filmin amacı 3. filmi getirebilmek gibi bir bok anlatmadılar yani. Kısacası, cidden sevmedim. Filmin ortasında dikkatim dağılmaya başladı. Yeterince ilgi gösteremediğimi ve göstermeme de gerek kalmadığını, keza bir şey kaçırsam bir kayıp olmayacağını sezdim. Özetle hiç üzerinde düşünülmeyecek, beyin bedava bir film yapmışlar. Yüksek bütçeler sayesinde, aksiyon sahnelerinin güzelliğiyle millete gazlamışlar. İnsanlar da bunu yemiş beğenmiş.

İlk filmi beğenmiştim. İkinci filmin geleceği duyurulduğunda heyecanla beklemiştim. Ama belli ki çok da beklenecek bir şeyi yokmuş. Keanu Reeves de görmüş olduk. Çok da şey yapmamak lazımmış demek ki.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek sevgiyle kalın.

Beni takip edebileceğiniz hesaplar:
Instagram
Twitter
Facebook

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder