19 Aralık 2016 Pazartesi

Sherlock geliyor! || Sherlock Holmes İncelemesi

Hazır Sherlock'un yeni sezonu da geliyorken, malumunuz 1 Ocak'ta çıkıyor, diyorum ki yıllar yıllar önce yayınlanan son sezonunu sizinle bi' hatırlayalım.


  • Sherlock Holmes Kimdi Ya?


Yok be, o kadar değil ,farkındayız :) Yine de bir açıklama yapalım, eksik kalmasın arkadaşlar. Sherlock Holmes, Arthur Conan Doyle adlı, 1859'da doğup 1930'da vefat etmiş, yarı İngiliz yarı İrlanda'lı saygıdeğer bir doktor/yazarın kafayı yazmaya takıp mesleğini yapamama halidir. Doktor derken, evet tıp eğitimi almış olan Doyle, o denli kafayı Sehrlock Holmes ile bozmuştur ki, doktorluğunu hiç yapamamıştır. Oysa birkaç kere muayenehane açmasına rağmen... İnsanlar onu hep yazar bildi.

Eh çok da saçma bir durum değil. 1800'lerin sonundan söz ediyoruz. Öyle bir zamanda Sherlock gibi bir dedektif? Cinayetleri akıl almaz yöntemlerle çözmesi, zeki olması, tümdengelimi mükemmel kullanması,... Kısacası tutulması için her şey mevcuttu. Sherlock Holmes Karakterinin 100 seneden daha fazla dünya edebiyatında ve popüler kültürde olmasını başka türlü açıklayamayız. Bİr de en yakın dostu John Watson var tabii ki. Tıpkı yazar gibi doktor olan ve Sherlock Holmes ile maceradan maceraya koşan iyi aile babası Dr. John Watson, Sherlock'un belki de bu denli başarılı olmasında en büyük etken. Kitaplarını okuduğunuz zaman göreceksiniz ki, hikaye aslında Watson'ın ağzından anlatılır ama odak noktası her zaman Sherlock'tur.
Her ne kadar Sherlock için bilime odaklı, duygularından arınmış birisi gibi söz edilse de ben ne hikmetse kitaplarında Sherlock'ı hep kibar gibi hatırlarım. Yani bu kadar kibirli, gıcık bir profil çizmesi sanırım yeni moda Sherlock'larda geçerli.

Beyni yanmış Dr. Watson ve Sherlock Holmes

Son yıllarda önce filmlerle daha sonra dizileriyle tekrardan ünlenen yeni nesil Sherlock Holmes'lara da göz gezdirmek istiyorum. Robert Downey'nin canlandırdığı Sherlock mesela. Dönem filmi olmasından dolayı oldukça keyifli bir şekilde izlediğim seri. Burada Robert Downey'nin kendine has kişiliği sayesinde Sherlock Holmes oldukça kibirli, gıcık, kıskanç, kendini beğenmiş bir profil çiziyor. Zaten bana kalsa bu adamın oynadığı karakterlerin çoğu böyle. Ayrıca seri filmleriyle o kadar çok karşımızda ki adamın geri kalan filmleriyle alakalı hiçbir fikrim yok. Bakınız imdb'deki filmogrofisi: tık

Yine de yalan olmasın, bu tarz Sherlock da eğlenceli oluyor.
Ya da başka bir popüler film olan Elementary'ye bakalım. Burada Sherlock'ı Johnny Lee Miller oynuyor ve Bay Doktor John Watson... Bay mı? John mu? Nayır sevgili edebiyat dostlarım. Let the linç begins... Bu dizide John yok Joan var. Dr. Joan Watson var. Kendisini Lucy Liu ablamız oynuyor sağ olsun. Şu an 5. sezonda ve devam ediyor. Bu dizide ise Sherlock biraz daha, bana kalırsa tabii ki, az zeki. Daha böyle normal insanların sınırlarında geziniyor. Uyuşturucu bağımlısı profili çizen Sherlock dizisi. İzlenilebilir. Ben sevmemezlik etmedim. Belki de şöyle düşünmek lazım: Hikayeler de bir şekilde evrimleşiyor, ama bana göre Watson karakterini kadın yapmalarının sebebi,
1. dizi polisiye bir dizi olduğundan kadın noksanlığı çekmek istememeleri
2. ileride Sherlock ile arasında bir aşk yaratabilmeleri

Kızdırmayın ablamızı
Tamam tamam. Sherlock'tan söz edelim. Sherlock dizisi, 2010 yılında ortaya çıkmış yeni soluklu bir dizidir. Her sezon toplamda 3 bölümden oluşur ve her bir bölüm bir sinema filmi uzunluğundadır. Yani az bölüm, çok süre. Günümüz Londra'sında geçiyor bile olsa, bence Sherlock Holmes'lar içindeki en güzel Sherlock bu dizide. Martin Freeman ise Dr. Watson olarak karşımızda. Şimdi ben izniniz olursa 2014 yılında çokan son sezonun bölümlerini azar azar özetleyerek dördüncü sezona giriş yapmayı amaçlıyorum.

Üçüncü sezona başlarken ne olmuştu? O lanet ikinci sezonda çok sevgili Moriarty (ha bu arada ekleyeyim, elementary'deki Moriarty de bir kadındı. Üstelik Sherlock kadına aşıktı hahaha. Onu da izleyin bakın.) ortaya çıkmış, Sherlock'u köşeye sıkıştırmıştı. Sherlock da intihar etmişti. En azından Watson bunu görmüştü.
Aradan 2 sene geçmiş bir halde üçüncü sezona başlıyoruz. Watson, bir şekilde hayatına devam etmeye başlamış, asistanıyla güzel bir ilişkisi vardır. Tam evlenme teklifi edeceği sırada, eski bir yüzü görür ve dünyası altüst olur. Birinci bölüm daha çok Watson ve Holmes'un tekrardan birleşmesini konu alır. Bu bölüm aynı zamanda bize Mary'yi tanıtır. Müstakbel yengemiz.



İkinci bölüm, birinci bölümden kat kat daha güzeldi. Mary ile John'un düğünlerini odak noktasına alan bölümde, Sherlock, sağdıç olarak karşımıza çıkıyordu. Burada John'un sağdıçlık teklifine verdiği tepkileri, konuşmalarını dinlerken oldukça komik anlar yaşıyorduk. Keza Sherlock kendisini yüceltirken batırmayı, batırırken kurtarmayı çok iyi becerebilen bir adam. Eski cinayetleri alıntılayıp John ile geçirdiği vakitleri anlatırken düğünde olan anormalliği yakalar ve bir cinayeti daha çözer.



Son bölüm ise olay örgüsünün tam olarak çizildiği ve giriş gelişme ve sonucun aynı anda sunulduğu bir bölüm olur. Charles Augustus Magnusson adındaki bir adamın etrafına yaptığı şantajları konu edinen 3. bölümde, Mycroft ile Sherlock'ın birbirlerine zıtlaşmalarını ve Sherlock'ın uyuşturucu problemi olduğunu öğreniyoruz. Meğersem Sherlock zamanında uyuşturucu sıkıntısına girmiş ama toparlamışlar. Mycroft, Magnusson'dan uzak durmasını söylese de Sherlock burnunun dikine gidiyor ve kendisini olmadık bir noktada buluyor. Keza Magnusson hakkında bilgi edinmek için ofisini bastığı dönemde, sevgili Mary Watson'ı elinde bir silahla adamı öldürme teşebbüsünde yakalıyor. Mary, Sherlock'u göğsünden vuruyor ve Magnusson'ı öldürmeden uzaklaşıyor. Tabi taktir edersiniz ki Sherlock için bu bir yıkım. Hayatta kalmak için zihin sarayını kullanmak durumunda kalıyor ama en çok güvendiği insanlardan biri tarafından vurulmuştu.

Daha sonra öğreniyoruz ki, Mary aslında CIA'in bir ajanıymış ve zamanında çok fazla adam katletmiş. Bir dönem serbest çalışmış. Şimdi de kendisini o hayattan uzak tutmaya çalışırken Watson ile tanışıp hayatını onunla birleştirmiş. Magnusson ise bu bilgiyi kullanmaya kalkıyordu. Üstelik de bunu çok iyi bildiğimiz bir yöntemle yapıyordu. Tıpkı Sherlock gibi zihin sarayı kullanıyordu. Sherlock, Mary'yi ve dolaylı yoldan Watson'ın mutluluğunu kurtarmak için Magnusson'ı öldürüyor ve bundan dolayı da Mycroft'ın yardımıyla sürgüne gönderiliyordu.
Uçak tam kalktığı an tüm İngiltere'nin sosyal medyası hackleniyor ve öldüğünü sandığımız Moriarty'nin resmi çıkıyordu.

Tipi bozuk bi'kere.
2 sene önce işte bizi bu noktada bıraktılar. Sherlock katil olmuş uzak diyarlara gizli görev için uçacakken, kafasına sıktığını net bir şekilde gördüğümüz Moriarty bir anda geri hortladı diye İngiltere'ye geri dönmek durumunda kalıyordu.

Fragmanları izledim. Misal bu: tık Oldukça karanlık bir havası var. Sherlock oldukça zor durumlara düşecek. Herkes gergin. Herkes kızgın. Moriarty diye çıktıkları işte dombili bir amca var sınır bozucu muhabbetleri var falan... 4. sezon, 3. sezonun aksine çok stresli geçecek gibi duruyor ama Sherlock bu. Eminim ki güzel olacak ve biz yine keyifle izleyeceğiz.

Açıkçası umudum yüksek. Uzun zamandır bu sezonu bekliyorduk. Hayranlar çıldırıyor, herkes Sherlock diye bağırıyor. En iyi Sherlock uyarlaması da bana göre bu dizi. E benim için yeterli kıvamı oluşturmuşlar. Yokluğunda Elementary izlemekten beynim kurudu Sherlock. Gel artık.

Elementary de kötü değil yahu, ama bir Sherlock değil.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz hesaplar:
Instagram
Twitter
Facebook

2 yorum: