13 Aralık 2016 Salı

Ozan Beedle Kimdir? || Harry Potter Evreni || The Tales Of Beedle The Bard || Hikayelerin Özetleri

15. yy'da yaşamış olan bir yazarı ele alalım. Ozan Beedle. Kendisi, büyücü dünyasında birçok çocuğun büyürken aklına kazıdığı hikayelerden bazılarının sahibidir. Bunlardan en önemlisi de "Üç Kardeşin Hikayesi". Ozan Beedle, yazdığı hikayelerde temel amaç olarak, tüm çocukları hayata hazırlamayı güdüyordu. Büyücü olsun olsun, birçok çocuk hikayesinde iyi olanın, azimli olanın kazanacağı bilgisi yer alır. İşte Ozan Beedle'ın hikayelerinin de özeti budur. Yine de çok fazla eleştiriye tabii tutulmuştur. Öncelikle, bu hikayelerin yazıldığı dönem, büyücü dünyası ifşa olma tehlikesi altında olduğundan ve Muggle'lar tarafınan baskı gördüklerinden dolayı, içlerinde muggle'lar ile dostluk teması bulunan eserleri resmen belirli bir kesim tarafından linç edilmiştir. Aynı zamanda, hikayelerin usluplarının çocuklar için ağır olduğunu iddia edenler de çıkmış. Bunlardan biri de Beatrix Bloxam adlı bir kadın. Kadın bu hikayeleri komple almış ve Mantarzehri Masallar diye, uslubu daha ciciş bücüş olan bir kitap yazmış. Ama Kıllı Kalbi hiç sokmamış bile. Nedeni ise aşağıda.

Ozan Beedle'ın Hikayeleri adı altında toplanan minik kitapta toplamda 5 tane hikaye yer alır. Her biri birbirinden konu olarak tamamen farklı olan bu hikayeleri, kitapta orijinal halini okuyoruz ve daha sonra Albus Dumbledore tarafından yorumlanışını okuyoruz ki Dumbledore'un kendi kaleminden çıkan yorumlar, çoğu zaman bana hikayelerden daha değerli gelmişti.

Eğer tüm bu kurgudan kurtulup esas konuyu merak ediyorsanız onu da söyleyeyim. J.K. Rowling bu kitabı, Lumos için yazmış. Lumos, çocukların bakımını üstlenen bir sivil toplum örgütüdür. Bu kitabı alarak Lumos'a maddi bir bağış yapmış sayılıyorsunuz. Yani yazarın cebine gitmiyor parası.

--DİKKAT!!! BUNDAN SONRASI HİKAYELERİ OKUMAYANLAR İÇİN SPOILER NİTELİĞİNDEDİR !!!--

Hikayelere şöyle bir göz atmak gerekirse:

 1. Büyücü ve Zıplayan Kazan



Kitabı açtığımız zaman karşımıza çıkan ilk hikaye bu oluyor. Özet geçmek gerekirse, bir büyücünün iyilik yapmaya zorlanmasını konu alıyor kitap.
Özeti: Büyücü adam, bulunduğu ülkede herkese iyilik yapar. Muggle'lara çaktırmadan kazanında iksirler hazırlar ve sanki kocakarı ilacı gibi gösterip verir. İksirler, Muggle'ların dertlerine şifa olur. Gel zaman git zaman büyücü yaşlanır ve ölür. Büyülü kazanıyla birlikte her şeyini oğluna bırakır. Birgün oğlu eşyaları karıştırırken bir adet ayakkabı bulur. Yanında da not vardır. "Umarım bunu kullanmak zorunda kalmazsın." 
Oğlu ise, babasının aksine; aksi, lanet bir adamdır. Muggle'lardan nefret eder ve hiçbirine yardım etmek istemez. Birgün kapısına biri dayanır. Torununun her yanını siğil basmıştır ve yardım istemektedir. Adam onu kovar. Ama kazan rahat durmaz. Acayip sesler çıkararak tüm yüzeyi siğillerle kaplanır.Tam o sırada başka biri gelir, eşeğinin kaybolduğunu söyler. Büyücü onu da kovar. Kazan anıra anıra siğilli bir halde tüm gece adama musallat olur, uyutmaz. Hal böyleyken, bir süre sonra adam çıldıracak hale gelir ve kazandan kurtulmak için herkese yardım etmeye başlar. Kazan da rahatlar ve siğillerinden, sinir bozucu gürültülerinden kurtarır adamı. Adam döner kazana "Ee?" gibi bir şeyler der. Kazan o tek ayakkabıyı içinden çıkarıp adama giydirmesi için verir. Bundan sonra da büyücü, kazanın delirmesinden korktuğu için karşılaştığı herkese yardım etmeye başlar.

Sonuç: Bu ne biçim hikaye, Allah kahretmesin sizi. Zorla yapılmış iyilik iyilik midir ya? Kitapta, Dumbledore'un bu hikayeyle alakalı yorumları da yer almakta. Özellikle o dönem yükselen Muggle karşıtı görüşler neticesinde, bu hikayeye gelen tepkileri yorumluyor.

2. İyi Kader Çeşmesi



Bu hikaye, Zıplayan Kazan'dan çok daha güzel bir hikaye bana göre. Öncelikle 3 kadın büyücü ve bir tane de talihsiz şövalyenin hikayesi diyebiliriz. Yılda bir kere, en uzun günde, tek bir talihsiz kişi eğer bu çeşmenin sularında yıkanırsa talihi dönüyor. Bu yüzden ülkedeki büyücü olsun olmasın birçok kişi bu çeşmeyi bulmak için çabalıyor. 3 hanım büyücü de bu 'yarışmacı'ların arasında. İsmi Asha olan büyücünün kimsenin iyileştiremediği bir hastalığı varmış. Çeşmeyi hastalığından kurtulmak için kullanacakmış. Altheda isimli büyücü ise, tüm malını ve asasını başka kötü bir büyücüye kaptırmış. Çeşmede yıkanarak güç ve para kazanmayı amaçlıyormuş. Diğer büyücümüzü adı ise Amata'ymış ve sevdiği adam tarafından ihanete uğramış. Çeşme sayesinde bu acıdan kurtulmayı planlıyormuş. Bu 3 cadı, uyanıklık etmiş, en azından çeşmeye gidene kadar birlikte çabalamaya karar vermişler. Bu 3 cadı, çeşmenin olduğu bahçeye doğru giderken, bir şekilde Şövalye ile karşılaşırlar. O sırada oluşan hengame yüzünden aldatılan kızımız Şovalye'yenin zırhına takılır ve bahçeye adamı da sokar. Bir süre tartışan 3'lü en sonunda bu şövalyeyi de yanlarına alma kararı alırlar. Şövalye de tamamen başarısız bir şövalyeymiş. O yüzden herkes onu Sör Bahtsız olarak bilirmiş. Bahçede ilerlerken 4'lü çeşitli sınavlardan geçer. En sonunda çeşmeye geldikleri zaman ise, etraftaki şifalı bitkiler sayesinde zengin olma amacı güden ölmek üzere olan büyücüye yardım edip iyileştirmiş, Kız iyileşince de bu yeteneğinden para kazanabileceğini düşünmüş ve Çeşmede yıkanmaktan vazgeçmiş. İyileşen de sağlığına kavuştuğu için vazgeçmiş. Diğer hanım kızımız da bahçede huzur bulduğu için vazgeçmiş. Hepsi hakkını Şövalyeye vermiş. Şövalye yıkanmış ve o gazla Amata'ya evlenme teklifi etmiş. Amata da kabul etmiş. 

Sonuç: Hikayenin sonunda "Hiçbiri Çeşmenin sularının herhangi bir büyüsü olmadığını bilmemiş, bundan şüphe etmemiş." gibi bir cümle yer alıyor. Büyük olasılıkla bu hikayenin asıl amacı "güç içinde içinde." konseptiymiş. Yine de Dumbledore bu hikayenin de Muggle'lar ile yakınlaşmadan dolayı çok tepki çektiğini, özellikle Malfoy ailesinin bu hikayenin okutulmaması ve Hogwarts kütüphanesinde olmaması için çok çaba sarf ettiğinden falan bahsetmiş. Dumbledore ile Malfoy arasındaki o sürtüşme işte bu hikayeden geliyormuş.

3. Sihirbazın Kıllı Kalbi



Hikayelerin içinde en pislik hikaye de bu olsa gerek. Bu kadar insan doğasını güzel anlatan başka hikaye yok. Diğer tüm hikayelerde bir şekilde iyi veya idare eder diyebileceğimiz bir son varken, bu hikaye komple kötü son. 
Şöyle ki, ruhsuz, pis, aksi, genç bir büyücü varmış. Anası babası ölmüş, adam bunda bile "oh oh iyi, tüm kale bana kaldı mis." gibi bir yorumda bulunmuş. Kendi yaşıtları içinde hep gözde, en iyi oymuş. E yıllar geçmiş, arkadaşlarının hepsi birer birer evlenmeye başlayıp bununla dalga geçer hale gelmişler. Bu da arkadaşlarından geri kalmamak için, en güzel, en zeki ve en yetenekli cadıyı bulma kararı almış. En az kendisi kadar zengin olmalıymış. huyu huyuna suyu suyuna yani.
Tam da öyle bir kadın bulmuş ama ne yaparsa yapsın kadını bir türlü etkileyemiyormuş. Kadın onun ruhsuzluğunu görüyormuş. Kadın en sonunda onun kalbi olduğundan şüphe ettiğini söyleyince adam cadıyı kalesinin bodrumuna götürmeye karar vermiş. (türk aklı. kesin kızı... neyse.) burada büyücü, cadıya, kristal bir tabut içine hapsettiği kalbini göstermiş. ama kalbin her tarafı kıllarla çevriliymiş. cadı bundan nefret etmiş ve kalbi ait olduğu yere koyması için yalvarmış. büyücü de kadını etkilemek adına dediğini yapmış. bunca süredir bir şeyler hissetmeye aç olan kalbi, kadının dokunuşuyla aşkı hissetmiş ve kadının kalbine sonsuza dek sahip olmak adına kadının kalbini söküp almış adam. kendi kalbiyle yer değiştirmek istemiş ama kıllı kalbi bir türlü göğsünden çıkmak bilmemiş. adam da zorla kalbini sökmüş çıkarmış. iki kalp de elindeyken kan kaybından ölüp gitmiş. 

sonuç: what the fuck did i just read?
tam bir fail vakası bana göre. ama kıllı kalbe sahip olma deyimi bu hikayeden sonra yayılmış. büyücüler, çocuklarının bu hikayeyi kaldıracağı yaşa kadar da anlatmamışlar. zaten daha küçük çocuklar da bu hikayeyi duyunca psikolojileri falan bozuluyormuş. acayip. ben küçükken zombileri kesiyordum playstation'da. hiç de bir şey olmadı. kıllı kalbinizi yiyeyim.

4. Babbitty Rabbitty ve Kıkırdayan Kütüğü

Çok çok uzun zaman önce bir kral varmış. Bu kral, sihir gücünün sadece kendisine ait olması gerektiğine inanırmış. Bu yüzden bir cadı avlama bölüğü kurmuş. Aynı zamanda da kendisine bir sihir hocası aradığına dair duyurular astırtmış. E haliyle ülkedeki tüm cadı ve büyücüler "hadi lan oradan. dalga mı geçiyor bu adam?" diyerek kendilerini gizlemişler. bundan yararlanan bir dolandırıcı da fırsat bu fırsat deyip, krala "ben büyücüyüm. seni eğiteyim." demiş. işte gel zaman git zaman, kralı oyalayabildiği kadar oyalamış. ama kral da sabırsızlanıyormuş. Birgün dolandırıcı bir dal parçasını krala asa diye yutturup sözde büyüsünü çalıştırırken kadının teki bunlara dayanamamış ve gülmüş. Kral da çok gücenmiş. Dolandırıcıya herkesi çağıracağını ve büyü yapmayı beceremezse adamın kafasını uçuracağını söylemiş. Dolandırıcı da o korku ve sinirle öç almak için kadının yanına gitmiş ama o da ne? Kadın meğer bir cadıymış. Dolandırıcı tehdit etmiş kadını. Kral büyü yapıyormuş gibi gösterteceklermiş halk önünde. Kadın sormuş, "ya benim yapamayacağım tarzda bir büyü yapmaya kalkarsa diye? dolandırıcı adamın salak olduğunu, öyle bir şeyin aklına gelmeyeceğini söyler. 
Gün gelir, kral, herkesin önünde büyü yapmak için öne çıkar. İşte atı uçuracağım der, atı uçurur. Onu kıracağım der kırar. Sonra izleyenlerden biri ölen birisini geri getirmesini ister. Kral da gazlanmış ya, sopayı sallar sallar bir türlü büyü işlemez. Çünkü büyüyle bile olsa, ölen hiçbir canlı hayata geri gelemezmiş. Millet gülmeye başlayınca, kral da dolandırıcıya döner, "Tez ola kellesini uçurun." demiş. Dolandırıcı durur mu, bizim bu kadını göstermiş (bu arada kadının adı Babbitty), işte büyü yapmanıza engel olan kişi bu diye hedef göstermiş. Kadın da kaçmış. Kral ve askerleri de peşinden. Gitmişler gitmişler, en sonunda av köpeklerini bir ağacın yanında havlarken bulmuşlar. Dolandırıcı da demiş, "Kadın kendisini ağaca çevirdi." Ağacı kesmeye kalkmışlar, ağaç konuşmuş. Bir cadıyı ikiye bölemezsiniz. İsterseniz büyücünüzün üzerinde deneyin görün diye. Bunlar da saf. İnanmışlar. Büyücüye saldırmaya kalkmışlar. Dolandırıcı da dizlerinin üzerine çökmüş. Büyücü olmadığını anlatmış. Bunun üzerine kütük, lanetlendiklerini söylemiş. Babbitty'Nin heykelini dikip cadı ve büyücülere rahat vermeleri koşuluyla laneti kaldıracağını söylemiş. Kral da korkak, dediğini hemen yapmış. Ondan sonra cadı ve büyücüler hep rahat yaşamışlar.

Sonuç: Ben çocuk olsam, Muggle'ları işime geldiğim gibi yönlendireceğimi anlardım buradan. Ama bu hikaye aslında büyü edebiyatında Animagus'un işlendiği ilk hikaye olarak ün salmış. Ha bir de, çocuklara ölümü anlatıyormuş. Hani, ölüyü canlandıramadı ya Kral. O hesap.

5. 3 Kardeşin Hikayesi

Bu hikayeyi anlatma gereği duymuyorum. Filmleri izleyen, kitapları okuyan herkes zaten çok iyi biliyor. Özetle, ölümü kandıramazsın, anca geciktirirsin. Ölüm yadigarlarını anlatan eser, çocuk masalı olarak anlatılsa bile, aslında daha sonradan hikaye akışıyla anlıyoruz ki oldukça gerçemiş. Görünmezlik Pelerini, Diriltme Taşı ve Mürver Asa gerçekten varmış. Hepsi bir araya geldi mi ölümü dahi yenebilirmişsin. Hikayeyi biliyorsunuz.

Yine de Ölüm Yadigarları, Dumbledore ve Grindelwald arasındaki ilişkiyi daha detaylı okumak isterseniz, sizi şöyle alayım : tık

Asalar hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz : tık

Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz hesaplar:
Instagram
Twitter
Facebook

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder