5 Aralık 2016 Pazartesi

Finding Dory İncelemesi

Merhaba, oturup güzel bir film seyredeyim, şöyle kafamı çok yormasın, azıcık güldürsün, azıcık da mutlu etsin diyorsanız, son zamanlarda çıkan filmlerden bir tanesini önerebilirim:

Finding Dory! just keep swimming, just keep swimming! 

Finding Nemo (Kayıp Balık Nemo)'dan sonra uzunca bir süre ikincisini beklediğimiz bir yapımdı aslında. Neyi nasıl yaparlar bilmiyorduk. Sadece o evrende biraz daha vakit geçirmek istiyorduk.

Nemo'nun hikayesine baktığımız zaman aslında birçok şeyin yarım kaldığı da ortadaydı. Nemo'yu güvenle evine getirmiştik ama benim kafamı kurcalayan birkaç bir şey cevapsız kalmıştı.
1. Nemo'ya yardım eden grubun başına ne geldi?
2. Dory aslında kimdi? Nereden gelmişti? Ailesi kimdi?

Birinci sorunun cevabını da bu filmle birlikte kısmen almış olsak da, film aslında Dory'nin hayatını anlatarak bize gerekli her şeyi sunmuş oldu.
Dory'de kısa süreli hafıza kaybı denilen bir şey var. Bu bir kazayla alakalı değil anladığımız kadarıyla. Dory, henüz küçük bir çocukken de bu illetle boğuşuyordu.

Minik Dory - her şeyin de yavrusu güzel anacım

Dory'nin niye böyle bir sıkıntısı olduğunu bilmiyoruz, ama hayat, o ve etrafındakilere bu sebepten çok zor oluyor. Annesi ve babası da Dory ile alakalı endişelenenlerden. Kaliforniya dolaylarında yaşayan küçük Dory, anne ve babasıyla birlikte aslında bir deniz hastanesinde yaşıyordu. Marin a kısacası. Balıkları topluyorlar, iyileştiriyorlar. Bazılarını salıyorlar, bazılarını da alıyorlar başka yerlere gönderiyorlar.

Filmi izlerken, anne ve babasının özellike Dory ile ilgilenmekte oldukça sıkıntı çektiklerini, Dory'ye bir şey hissettirmemeye çalışsalar da bu hafıza kaybı meselesi yüzünden oldukça endişeli oldukları belli. Dory, bir gece uyanıyor ve annesinin ağlayarak "Ona ne olacak? Tek başına hayatta kalabilecek mi?" diye sorduğunu duyuyor. Babası Charlie, eşi Jenny'yi sakinleştirmek adına her şeyin yoluna gireceğini söyler. Dory ise annesini mutlu etmek için mor renkte deniz kabuğu bulmak için borulara çok yaklaşır ve kaçınılmaz son: Dory akıntıya kapılarak kaybolur.

Annesi ve babası, Dory'yi bulmak için önce karantinaya giderler, ama kızlarının orada da olmadığını görünce okyanusa gittiğini düşünerek okyanusa kaçarlar. Dory'nin deniz kabuklarını takip etmesini ümit ederek, gidebildikleri kadar uzağa giderek deniz kabukları yerleştirirler. Belli ki annesi ve babası Dory'nin bir gün eve geleceğine dair umutlarını yok etmek istemiyorlardı.

Dory ve Ailesi Charlie ve Jenny

Bu filmin bir başka güzel yanı da 3 güzel karakterle daha tanıştırması. Özellikle Hank, daha fazla sahne kapması sayesinde biraz daha ilgi alanımızda. Minik bir ahtapot gibi gözükse de belli ki okyanusta oldukça kötü zaman geçirmiş olan Hank'in en büyük korkusu bir insanın ona dokunması. Filmin belirli yerlerinde okyanusa geri dönmeyi kesinlikle istemediğini anlıyoruz. Zaten Dory'ye yardım etmesinin tek sebebi ise Dory'ye taktıkları turuncu etiket. Bu etikete sahip olan balıkların okyanusa geri bırakılmadığını söylüyor ve Dory'nin o etiketi vermesi karşığında, ona yardım edeceğini söylüyor. Dory, ısrarla etiketi vermese bile, en sonunda Hank'in etiketi hakettiğini düşünüp ona veriyor. Lakin Hank de artık Dory'nin büyüsüne kapılmıştı. Arkadaş edinmenin verdiği özgüvenle okyanusta yaşamaktan artık korkmayacaktı.

Dory ve Hank
Bir diğer taraftan Dory'nin balinacayı nasıl konuştuğunu da öğreniyoruz. Destiny, Dory'nın "pipe pal" yani boru arkadaşı olarak karşımıza çıkan bir balina. Birlikte konuşarak arkadaşlıklarını ilerleten Dory, Destiny sayesinde balinaca konuşuyor. Hatırlarsanız ilk filmde bu özelliği sayesinde oldukça değişik zamanlar geçiriyorlardı.
Bir diğer yandan, radar sistemini kullanmayı yeni yeni çözen Bailey var. Destiny ve Bailey, havuz komşusu. Bailey'nin bu filmdeki yeri de az değil açıkçası. Biraz abartı bir karakter gibi geldi, ama son sahnelerdeki abartılar için meğersem gerekliymiş. Ha o sahneleri de koymasalarmış filme aksiyon olarak ne koyacaklarmış? Hiçbir şey. Zaten ilk filme nazaran daha durgun, daha sade bir film olmuş. İlk film gerek yeni bir dünyayı tanıtması, gerek okyanus macerası, gerekse karakterler bakımından çok daha renkli ve daha komplikeydi. Burada birkaç tane basit karakterle filmi bitirmişler. Dory'nin sahnesi gerçekten fazlaydı. Yani Finding Dory koymuşlar filmi ama Dory'nin macerasını anlatan tatlı bir film olmuş. Marlin ve Nemo ise bu filmde 2. ve hatta 3. planda kalmış. Hakettiklerinden daha az yer kaplamışlar. Onların sahnelerini daha uzun tutabilirler, değişik aksiyonlara sokabilirlerdi bence. Ama yapmamayı tercih etmişler. Napalım, böyle de iyi olmuş.

Destiny and Bailey
Özet geçmek gerekirse, sıcacık bir hikaye, sıcacık bir macera. Bir önceki filmden karakterleri tekrar görmek, Marlin'in daha az korkusuz olması, Nemo'nun büyümüş olması veisare... Her şey yerindeydi. Çok büyük dramalar yoktu. Dory'nin durmadan kendisini eziklemesi dışında (evet bu kelimeyi kullandım) pek de kayda değer hüzünlü sahne yoktu.

Film, aileyi, dostluğu, vefayı ve sadakati anlatarak yeterince vermek istediği mesajı vermiş gibiydi. Gerçekten arkadaş grubuyla, eşle, dostla, sevdicekle, akrabayla birlikte izlenilesi bir film yapmışlar. Harcadığın vakte acımadığın, nasıl geçtiğini anlamadığın 1 saat 30 dakikalık mükemmel bir film çıkmış ortaya. Teşekkürler pixar.

Filmin sonunda, eğer uslu bir çocuk olup beklerseniz, Nemo'nun akvaryumdan kaçmasına yardım eden balıklarla alakalı bir sahne göreceksiniz. Bu da yazımın başındaki 1. sorunun cevabını bize veriyor. Sonunda akvaryumdan kaçmayı başaran ekip, nasıl Kim bilir belki üçüncüsü gelir. Kim bilir, belki de bu sefer Nemo onlara yardım edecektir. Yine de umarım bir başka film için 13 sene daha beklemeyiz. Malum ömür geçiyor pis Pixar!

Unutmadan bir kamu spotu koyalım: Bu filmler, okyanus hayatını desteklemek ve canlı türlerinin çeşitliliğine saygı duymaları açısından insanlara ders niteliğindedir. Buna rağmen, Finding Nemo çıktığı zaman tüm pethsoplar palyaço balıklarıyla, blue tang balıklarının satışında bir patlama olmuştu. Hayvanlar ait oldukları yerde, okyanusta güzel. Lütfen doğayı 3 ay bile bakamayacağınız bir heves için kurban etmeyiniz.


Hayat sizce de böyle daha güzel olmaz mıydı?

Bir sonraki yazıma dek, sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz hesaplar:
Instagram
Twitter
Facebook

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder