30 Temmuz 2017 Pazar

Kimi No Na Wa || Your Name || Senin Adın Anime İncelemesi

İşbu blog yazısı spoylır içerir. Daha sonra küfretmeyiniz. :)

Hayao Miyazaki'nin elinden çıkma anime derken aslında 2 saatlik bir film. Klişe ama her daim tutacak olan bir hikaye. Taki ve Mitsuha'nın hikayelerine biraz daha yakından bakalım.


Öncelikle film, drama ve fantastik yapıt olarak geçiyor. Birbirlerinden çok farklı hayatları olan iki insanın mistik bir şekilde birbirleriyle bağlanmasını konu alıyor. Şöyle ki bir sabah Mitsuha adındaki Tokyo'nun civarında, şehir dışındaki bir kasabada oturan liseli kızımız gözlerini açtığında, Tokyo'da yaşayan kendisiyle aynı yaştaki bir çocuğun bedenine girmiş bir halde buluyor kendisini. Taki adındaki bu çocuğun hayatını yaşamaya çalışırken aynı şekilde Taki de Mitsuha'nın bedeninin içine girmiş ve onun hayatını yaşamaya başlamıştır. Haftada birkaç kere ruhları birbirlerinin bedenlerine geçen bu iki kişi, bir süre sonra telefonlarına yazdıkları notlar ile iletişime geçerek birbirlerinin hayatlarını idame etmelerinde büyük rol oynarlar ve birbirlerinin yaşam çizgilerini değiştirmeye başlarlar. Mitsuha'nın kasabasında o an için birkaç günlüğüne gözlemlenecek bir kuyruklu yıldız vakası söz konusudur ve Mitsuha bir vücut değiştirme seansında Taki'ye part time olarak çalıştığı yerdeki senpai'siyle bir randevu ayarladığını ve randevunun sonunda kuyruklu yıldızı izleyebileceklerini not bırakır. Taki, kızla buluşur ama günün sonunda kuyruklu yıldız görünmez. Üstelik telefonla aradığında Mitsuha'ya da ulaşamamıştır. (ki bana göre daha önce neden telefonlaşmadılar veya mesajlaşmadılar hayret.)

Taki bu işin peşini bırakmaz, ama Mitsuha'nın nerede yaşadığını da bilememektedir. Elinde sadece bir manzara görüntüsü vardır. Tokyo civarındaki kasabaları araştırırken bunun 3 sene önce kuyruklu yıldız tarafından yok edilen bir kasabaya ait manzara olduğunu ve o kasabadaki 500 kişinin 3 sene önceki kuyruklu yıldız faciasında hayatını kaybettiğini, Mitsuha'nın da onlardan biri olduğunu öğrenir. Mitsuha ile son kez bir araya gelmek için ibadet ettikleri kraterin ortasında yer alan tapınağa gider ve daha evvel Mitsuha'nın bedenindeyken oraya bıraktığı, Mitsuha'nın tanrıya adak sunmak için yaptığı sakeyi bularak bir yudum alır.

Bir şekilde tekrardan Mitsuha'nın bedenine girmeyi başarınca, kasabalıları ve en yakın arkadaşlarını uyararak büyük bir felaketin önlenmesine yardımcı olur ve gün sonunda ibadet edilen yere giderek Mitsuha ile aynı zaman dilimine geçmeyi başarır. Ruhları tekrar orijinal bedenlerine dönerken ikili birbirlerini unutmamak ve daha sonra buluşabilmek adına avuç içlerine isimlerini yazarlar ama daha Taki kendi ismini yazarken zaman dolar ve zaman döngüsü tekrardan kırılır. Mitsuhi, Taki'yi unutmamaya gayret ederek Taki'nin ona söylediğini yapar ve kasabalıları kurtarmayı başarır. Bu esnada avucunun içine baktığında Taki'nin ismini değil de "Seni seviyorum." yazısını bulur. Ne yazık ki  gün sonunda hem Taki hem de Mitsuhi birbirlerini hatırlayamamaktadır. Birbirlerine dair hiçbir anıları kalmamakla birlikte kalplerinde bir boşluk oluşur ve 8 sene boyunca o boşlukla birbirlerini çok sevdiklerini ama hatırlayamadıklarını bilerek yaşamak zorunda kalırlar. Ta ki 8 sene sonra yan yana giden 2 trende birbirlerini görene kadar. 

Birbirlerini hatırlayamasalar bile bir şekilde bir yerde tanıştıklarını hissederler ve Taki bir cesaret Mitsua'ya adım atarak konuşmaya başlar. Film de burada biter.

Klasik bir Body Swap filmi olarak ekstradan zaman kırılımını da içine alınca kurgusu inanılmaz güzel bir romantik film ortaya koymuş oldular. Çok güzel, çok naif, tatlı bir hikaye izlemek isteyenler için ara ara başvurulabilecek bir film olmakla birlikte 2016 yapımı olması da çizimlerinin en son kalitede olmasına olanak sağlamış. Yürek ısıtan, sevgiyi, aşkı sorgulatan, insanların arasındaki bağı ve gücünü anımsatan bir film olarak listemizde yer almış oldu. Yayında ve yapımda emeği geçenlere çok teşekkür ederiz.

Bu tarz filmlerden hoşlanabileceğinizi düşünüyorsanız şöyle bir link bırakıyorum. Imdb'nin body swap movie listesi: tık
Bu listede aynı bu şekilde romantik temalı olduğu gibi gerilim temalı filmler de mevcut. Mutlaka içlerinden birini izlemişsinizdir veya izlerseniz beğenebilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek sevgiyle kalın.

Bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesapları için:
Instagram
Twitter
Facebook

Atomic Blonde || Sarışın Bomba Film İncelemesi

Başrollerinde Charlize Theron ve James McAvoy'un oynadığı, konusuyla bizi heyecanlandıran bir filmdi Atomic Blonde. Peki gerçekten heyecanlanmaya değecek bir film miydi?

1989 yılındaki soğuk savaşın son demleri olarak kabul edilen, Almanya'daki duvarın ha yıkıldı ya yıkılacak dediğimiz bir noktasında çok klişe bir amaçla başlıyor film. Birçok ajan hikayesinde olduğu gibi bir birçok ajanın kimliğinin olduğu bir lise Almanya'nın soğuk sokaklarında cirit atmaktadır ve o listenin varlığı düşmanın yanın KGB ajanlarının eline geçerse Avrupa ve Amerika ayvayı yiyecektir. Birçok ajan ve ailesinin hayatı tehlikededir. Listeyi bulup getirmekle görevli olan ajan ise görevi başında bir KGB ajanı tarafından öldürülür ve listeyi geri getirmesi için bizim Chalize Theron'un canlandırdığı ajanımıza görev verilir, ama görev sadece bu değildir. Ortada bir önceki ajanın ölmesine sebep olan bir hain vardır ve bu hainin kim olduğu da ortaya çıkarılmalıdır. 


 Birinci yarı ve ikinci yarıya dengeli bir biçimde yedirdikleri aksiyon sahneleri sayesinde bazı eleştirenlerin aksine durgunlaştığına inanmadığım, birçok filme nazaran çok daha gerçekçi dövüş sahnelerine sahip olan bir filmdi ve her anından keyif aldığımı söylemek isterim. Zaten James McAvoy'un Split ile birlikte oynadığı karakterleri ne denli mükemmel bir şekilde ekrana koyduğu tartışılmaz bir gerçekken Charlize Theron gerçeği de filmin güzel bir şey olacağını düşünmemize yetmişti. 

Ama ben bunların yanısıra dikkat etmenizi istediğim başka bir şey var ki o da o karanlık atmosfere hiç uymayan ve tezatlık sağlayarak adeta filmden daha fazla keyif almanızı sağlayan yazıları ve müzik seçimleriydi. Birçok filmin soundtrack listesi başarılıdır ama dönemi bu kadar anlatacak ve o aksiyon sahnelerine bu denli gidecek bir soundtrack listesini kim akıl ettiyse, elini yüzünü öpmek lazım. Keza o filmler olmasaydı da aksiyon sahnesi, şöyle hareketli iki bir şey koyalım yeter diye düşünülseydi, 2 saate yakın bir çöp izleyeceğimize sizi temin ederim. 

Tabi ki ters köşe işlerin olması da oldukça güzel ayarlanmıştı. Keza birçoğumuzun tahmin edemeyeceği şekilde filmin bitmesi, oldukça büyük bir haz verdi. 

Özetle gidin izleyin, kaçırmayın bu filmi. Size gayet güzel 2 saat sunacağına ben kefilim.


Ha bu arada, Charlize için, yaşlanıyor artık falan diyenlerin olduğunu duydum. Adam adam! Sen o kadının yaşlanmasına kurban ol be. İnsan ol da gel önce. Eleştiri olsun diye kadın yaşlanıyor demek nedir? Işığı güzel kullanamamışlar de, çok seksist yapmışlar de ki bir ajan için çok dikkat çekici giyiniyordu yer yer. Bana göre de kadının seksiliğinden biraz fazla yararlanılmış, ama en azından Wonder Woman'daki gibi boş beleş bakışlı mal bir kız gibi sadece vücudunu kullanmıyordu.

Dövüş sahnelerinin gerçekçiliğinden bahsetmeden de yazımı bitirmeyeyim. Hani aksiyon filmi seyredersiniz ve filmin sonunda sadece adamın kaşında hafif bir yara vardır ya da dudağına ufacık bir yara koyarlar ya. Ha ha! HAHAHAHA! İzleyin de görün derim. Çok başarılı bir film olmuş. 



Filmin başlangıcında +18 ve cinsellik öğelerini göreceksiniz evet ama Game Of Thrones izleyen nesle biraz tırt gelebilir.

Ha bu arada soundtrack'lerden söz ettim: Spotify 
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek sevgiyle kalın.

Bana ulaşacabileceğiniz sosyal mecralar:

23 Temmuz 2017 Pazar

Dunkirk Film İncelemesi



Bir insana gerçekten savaş nedir sorusunun cevabını üç aşağı beş yukarı cevaplandıracak bir filmdi Dunkirk. Üstelik de Christopher Nolan'ın filmi olunca ve ikinci üniversite olarak da Uluslararası İlişkiler okuyunca ve dünya tarihinin geçirdiği savaşlar ve siyasi dengeler konusunda biraz bilgi sahibi olmaya başlayınca ister istemez merak konusu oluyor. Gidip izleyelim dedik ve heyecanla yerlerimize oturduk. 

Bu noktada Dunkirk'in muhabbeti nedir bilmeyenler için ufak bir bilgilendirme vermem lazım. Aslında Google'da aratsanız da çok rahatlıkla bulabileceğiniz bir bilgi paylaşıyor olacağım. 2. Dünya Savaşı sırasında Dunkirk adlı şehrin sahil kısmında İngiliz ve Fransız askerleri sıkışıyor. Almanya onları oraya kadar ittirmiş. Derken Hitler birden ordularına tankları durdurmalarını söylüyor. Ve işte bu esnada İngiliz ve Fransızlar orada sıkışmış olan askerlerini kurtarmak için bir tahliye çalışması başlatıyorlar ama tabii ki hiç kolay değil. Hava saldırılarından, bombalardan gemilerini kurtarmaları gerekiyor. Nitekim kurtaramıyorlar. Çok fazla kayıp veriyorlar, ama aynı zamanda binlerce askeri kurtarmayı da başarıyorlar. Hitler'in tankları durdurma emri vermesi sayesinde, binlerce, yüzlerce asker kurtulmuş oluyor ve savaşın seyrini değiştiren bir umut aşılanmasına sebep oluyor.

Almanya tarafının düşman olarak gösterildiği ve İngiliz ve Fransızların tarafından anlatılan bir film olduğunu dikkat çekmek isterim. Zaten direkt olarak düşman olarak hitap ediliyor. Doğal olarak en başta gergin başlıyorsunuz. 3 farklı olayı anlatıyor film. Bir tanesi, Dunkirk sahiline sıkışmış ve gemi ve teknelerle kaçmaya çalışan İngiliz ve Fransız askerlerini, bir tanesi bir İngiliz pilotunun o an havada yaşadığı çatışmayı ve diğeri de Dunkirk'teki askerleri kurtarmak için Moonstone adındaki yatını Dunkirk'e götüren baba ile oğluyla, yanlarındaki bir çocuğun hikayesi.



İsimler zaten önemsizdi. Önemli olan şey, savaşın nasıl olabileceğini anlatmaları. Sahile sıkışmış ve içecek su bile bulamamanın çilesini, gencecik yaşlarında Almanlarla savaşmak zorunda kalmaları vs. Bir pilotun kahraman olması ve ölüm ile kahramanlık arasındaki o ince çizgide nasıl dans ettiğini, diğeri ise, milleti için her şeyi yapmaya karar vermiş sivil bir vatandaş. 

Belirtmem gerekir ki film gerçekten karanlık, karamsar ve bazılarınca sıkıcı sayılabilecek derecede ağır. Hatta bazılarına öyle ağır geldi ki filmin yarısında sinema salonunu terk edip bir daha gelmeyenlerin sayısı da çok fazla. Hayır Imax film bileti alıp yarısında çıkabilecek kadar zenginlik varsa zaten bizde helal olsun diyorum. Ben o kadar zengin değilim :P

Bomba ve silah seslerinin kafanızın içine ettiği, gerçekten sizi yer yer geren sahnelerle gitmek istiyorum devamını görmek istemiyorum, bu kadar da talihsizlik olmaz diye isyan ettiğiniz bir filmdi. Sonuç olarak sinema salonunda izlemezseniz, belki de vermesi gereken etkiyi tam olarak veremeyecek olan bir filmdi ve özetle Christopher Nolan adını duydunuz diye ikinci bir Interstellar, The Dark Knight vakası yaşayacağınızı düşünmemeniz gereken gerçekçi ve tarihi ögeleri bol olan, film bittiği zaman sizi derin düşüncelerle bırakan ve belki de izlediğiniz için pişman olabileceğiniz kadar olayları çıplak bir şekilde gözler önüne koyan bir filmdi. 

Sonra uyarmadı demeyin.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın :)

Bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesapları için:

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Spider Man Homecoming Film İncelemesi

"Büyük güçler büyük sorumluluklar getirir." 
Hatırladınız mı bu sözü?


Çünkü filmde bu cümleye ait hiçbir şey yoktu. Büyürken izlediğimiz bildiğimiz Spider Man'le hiçbir alakası olmayan bir Spider Man olması yüzünden, gerçekten ama gerçekten önyargılarımdan kurtulamayarak filme gittiğimi söylemem lazım. Seksi May Hala, olmayan Ben Amca, ne alaka abi bunlar ne yapıyorlar diye bir önceki Marvel filmlerinde zaten yeterince düşündüğüm için, bir ara gitmesem mi acaba bile dedim. Yalan söylemiyorum. Ha ama ne oldu? Gittim. Pişman oldum mu? Kesinlikle hayır.
Şöyle başlayalım. Bu yazıyı okuyan herkesin haldır haldır Marvel okuduğunu düşünmeden yazalım. 20'li, 30'lu yaşlarını süren her evlat bilirdi ki Fox Kids'te Spider Man vardı. Bizler Spider Man'i böyle tanıdık bildik. Gazeteci Peter Parker, liseden beri aşık olduğu Mary Jane ile ilişkisini belli bir noktada tutmaya çalışırken aynı zamanda kötülerle savaşmaya çalışırdı. İnsanlara iyilik yapmaya çalışırken hayatındaki zorluklarla başetmeye çalışırdı. Mary Jane ile evlenmesi, onu kaybetmesi vesaire vesaire biz çizgi film kuşağı bebeleri belki de Spider Man ile çoğumuz ilk böyle tanıştı. Tobey Maguire de bizim ergenlik dönemimize denk gelen Spider Man filmiydi. Kırmızı kostümüyle ilk defa beyaz perdede onu görmüş ve büyük bir gücün neden büyük sorumluluklar getirdiğini öğrenmiştik. Daha gerçekçi, daha karanlık bir hava içinde, Mary Jane'ye ulaşmaya çalışması ve vicdanı arasında, sorumluluk arasında Mary Jane'yi hep ihmal edişini gördük. Maviş gözlerindeki o tribi gördük, onunla birlikte üzüldük. Hem biraz daha gerçekçiydi. Bir kere bildiğimiz gibi öyle ağ kapsülleri falan yoktu. Kendi ağınını kendi vücudundan atıyordu. Goblin'le savaşı yeterince zordu. Dr. Octopus zaten zordu. Hepsi kendi hayatındaki değer verdiği insanlardı. 3. filmi sallayın. 


Sonra Amazing Spider Man geldi ki hiç izlemedim. Ben bilmiyorum. Yorumunu dahi yapamam. Onu es geçiyorum. 

Hep istedik ki, Spider Man'in bitmemiş olan öyküsü tekrardan gelsin, biz sevenleri tekrardan onun maceralarıyla şenlenelim ve sonunda Marvel çok şükür ki bunu başardı. Captain America ve Iron Man'in it dalaşının anlatıldığı filmde, azıcık bile olsa Spider Man'i görmüştük ve o da ne? Yine farklıydı. Gözler Tobey diye ağlarken sümüklünün tekini Spider Man yapmışlar çocuk savaşmanın ne olduğunu bile anlamadığı gibi Spider Man'i komple eziklemişlerdi. Bunu nereden anlıyoruz? Kendi filmi çıktıği zaman Osbourne Corp, ne Ben amca, ne tatlı May Hala, hiçbiri yoktu. Kadın bir kere seksi. O ne öyle? Tony Stark bile asılacaktı kadına da son anda tekrardan Pepper ile birleştirdiler onu. Şahsen rahatladım. Tony Stark'ın enişte olmasını kaldıramazdım.

Homecoming, en muhteşem Marvel filmi değil belki de ama en azından güldürdü. Captain America'nın videolarının durmadan cirit attığı, ergen bir veledin babasına kendisini ispat etme çabası gibi Peter'ın Tony'ye ben büyüdüm'ü ispatlama çabası, merdiven altı ağ yaratması, onları kullanması vs. biraz bildiğimiz, biraz cıvıl cıvıl olan Spider Man ile tanışmıştık sonunda. Ben yine de ailemizin Spider Man'inin geçim sıkıntısı çeken, sorumlulukları altında ezilen ve Mary Jane'ye geri dönülemez bir aşkla bağlı olan Spider Man olmasını isterdim. Gerçi Tony Stark ile bu mümkün değil elbette.

Ve her şeyden öte, adamların durmadan Spider Man'i ezmesi? Neymiş efendim Captain America isteseymiş onu sümük gibi yere yapıştırırmış. Ee abi o zaman bu çocuğa niye film yaptınız? Amerikan Aile filmi gibi ne oturttunuz bizi de izlettiniz bunu? Biz Spider Man'den çok şey bekliyorduk. Özellikle de ben. 

En azından kararan Marvel dünyasına biraz bile olsa komiklik, biraz neşe saçtı. Çok şükür gerçekten ihtiyacımız vardı.

Ama bir şey vardı ki... Kostümü hacklemeye başardıktan sonra Karen adını verdiği AI ile tanışması... İşte filmi asıl eğlenceli yapan kısım buydu. Karen, en olmadık zamanda Peter'ın kulağına "kızı sevdiğini söyle. işte tam zamanı." derken, aynı zamanda ona durmadan öldürmeyi teklif etmesiyle, sıradan bir arkadaş gibi muhabbet edebilmesiyle, Spider Man tamamen benim kafamdaki algıdan çıktı. Artık Tobey yoktu kafamda. Artık goygoy yapan bu ergeni, bir AI ile birlikte suçluların peşine düşlerken Tony Stark'tan götüm götüm kaçan bu ergene kanımız ısınmıştı bir şekilde. 

Hareketlere bak hareketlere. Bebesin oğlum sen bu neyin tribi?
Ve tabi ki son sahnede Captain America'nın tekrar çıkıp, sabırla alakalı bir şey zırlavalaması ve daha bunlardan ne kadar çekmesi gerektiğine dair serzenişi de bize bir sonraki filme dair hiçbir şey vermemesi... Dakikalarca bekle bekle, Captain America zırvası dinle sonra Spider Man geri dönecek yazsınlar alta. 

VAY ARKADAŞ YAA NASIL DÜŞÜNEMEDİK Kİ BİZ BUNU? 
Gerçekten! İyi ki yazdınız yoksa biz anlamazdık Spider Man'in devamının geleceğini. Canın sağ olsun be Captain America, zaten sıkıntın büyük. 

Sırada Thor var. Onun da biliyorsunuz Doctor Strange ile bir muhabbeti olmuştu. Şimdi sıradaki film o. Heyecanla onu bekliyoruz.


Özet geçelim dersek eğer, Spider Man Homecoming, gerçekten güldürme potansiyeli sayesinde sıralamada üstlere çıkmış bir film oldu. Spider Man konseptine biraz can biraz kan getirdi. Bir sonraki filmde belki ergenimiz daha da büyüyecek ve biz belki, umarım, ergen yerine gerçek bir erkeği ve onun alacağı ciddi kararları izleyeceğiz. Umuyorum yani en azından. Ama bu hali de en azından neydi ne oldu dememiz açısından bir başlangıç sayılacaktır.

Not: Gördüğünüz gibi kötü karakterden falan hiç söz etmedim. Keza bence pek de konuşulacak bir yanı yoktu. Ergen bir çocuğun idare edebilecek sıfatta bir karakteri koymuşlar işte. Meh.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın :)

Bana ulaşabileceğiniz sosyal mecralar:
Instagram
Twitter
Facebook

17 Haziran 2017 Cumartesi

Boruto : Naruto Next Generation İnceleme

Naruto da bittiğine göre, sonunda Boruto'ya gelebiliriz. Henüz çok başlarda olan bu hikaye için elbette fazla söylenecek şey yok.

Mangasını okursanız 10. bölüme kadar olan kısmını film halinde zaten sunduklarını, daha sonra anime serisiyle birlikte manga'dan uzaklaşıldığını ve filmdeki zaman çizelgesinden daha geriye, yani Boruto'nun henüz akademiden mezun olmadığı zamanları gösterdiklerini fark edersiniz.

Neden böyle bir şey yapmışlar bilemiyorum. Herhalde manga ile anime arasında en azından 50-60 bölüm falan koyma derdindeler ama Naruto'yu biraz bile izlemiş olanlar bilir ki bu animelerin %60'ı 70'i (evet salladım ama usturuplu salladım) filler dediğimiz bölümlerden oluşur. 

Özetle, şu an Boruto: Naruto Next Generations dediğimiz seriye ait 1 film, 12 bölümlük bir anime serisi ve 14/15 bölümlük bir manga serisi mevcut. Bunları tek tek incelediğimiz zaman fark ediyoruz ki manga olarak yayınlanan 14 bölümün ilk 10 bölü zaten hali hazırda animenin film versiyonuyla bize gösterilmiş. Bunun amacı da zaten Boruto'yu tanıtmak idi. Peki filmde ne görüyorduk? Bir önceki yazılarımda filmi ciddi manada incelediğim bir yazıyı bulabilirsiniz. Yine de sizin için ben yazımın sonuna onun linki tekrar koyacağım. Ama özetlersek eğer, Chunin sınavına girişlerini, yeni ninja dünyasını, tehditleri ve yeni veletler tanımıştık. Burada Boruto, Sarada ve Mitsuki ile bir takım idi ve başlarında Konohamaru vardı. Naruto çok fazla çalışıyor ve çocuklarına eskisi kadar vakit ayıramadığı için Boruto ile arasının açılmasına sebep oluyordu ama işin sonunda Boruto, babasına tekrardan saygı duyabileceği bir macera yaşıyordu. Bu esnada Boruto'nun gözünün bir Byakugan olmadığını, yepyeni bir güç olduğunu öğreniyorduk. Ama detay pek verilmiyordu. Sadece çok büyük güç olduğunu anlıyorduk ve bundan dolayı Boruto'nun ileride acı çekebileceğine dair mesajlar alıyorduk. Tıpkı Spider Man'daki Ben Amca gibi, "Büyük güçler büyük sorumluluklar getirir."

Peki animesi nasıl seyrediyor?

Bir kere Naruto ve geri kalanların gelecekte nasıl insanlar olduklarını ara ara gösterdikleri için izlenmesi keyifli. Bununla birlikte, savaş gibi ağır hikayeden çıkmış bünyemize komple filler olarak sundukları bu hikayeler "meh" etkisi yaratıyor diyebilirim. Yani çok da bayılara izlemiyoruz ama en azından izlenecek bir şey. Mitsuki üzerine gittikçe şüphe çekiyorlar ve ana hikaye olarak Boruto ve bir türlü doğru düzgün kullanmayı beceremediği, aktive ettiğini kanıtlayamadığı gözü etrafında dönüyor. Boruto bir şekilde bu göz sayesinde insanların üzerindeki o karamsar etkiyi, kötü enerjiyi görebiliyor ve kimin tehdit olduğunu belirleyebiliyor. 12 bölümlük animede henüz birkaç saniye kadar Sakura'yı gördük. Biraz Hinata ve Himawari, az az Naruto ve Shikamaru, son zamnlarda Sai de devreye girdi de onları da görebiliyoruz. Genelde Shikamaru ve Temari'nin oğulları Shikadai ve Boruto'nun dostluğu çevresinde gelişen bir hikaye gibi gösteriyorlar. Belli ki daha çok izleriz bu filler gibi animeyi, keza manga'da on bölümden sonra anlatılan hikayenin kendisi de şimdilik fazla derinlik göstermedi.

Yani ben sizin yerinizde olsam birkaç sene Naruto evreninden uzaklaşır, yeni animelere yelken açardım. Filler'dan kanser olmuş bünyelere daha fazla filler göndererek herhalde öldürmeyi planlıyor olsa gerekler.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sizler ne düşünüyorsunuz? Bana geri dönüş yapmayı unutmayın. 
Filmin incelemesi için tıklamayı da unutmayın : Boruto: Naruto The Movie İncelemesi

Beni takip edebileceğiniz hesaplar:

13 Haziran 2017 Salı

Wonder Woman İncelemesi

Bir karakter nasıl bok edilirin cevabıdır Wonder Woman. Resmen piyasa için nasıl film yaparızın cevabıdır. Ha beğenen var mıdır vardır. Benim takip ettiğim, ön gösterime gitmiş olan tüm bloggerlar güzel film diye de gazladıklarından daha çıktığı hafta gittik VIP falan izledik. Bastık parayı. Öyle böyle gitmedik yani. Ee ne oldu? Verilen paraya değdi mi? Sen Electra'dan sonra ilk kadın kahraman filmini yapıyorsun (sanırım), ama ona böyle yeterli ihtişamı veremiyorsun.

Bazen sorunu kendimde arıyorum. Acaba ben mi fimlerden hikayelerden fazla şey bekler oldum? Teknik olarak baktığımızda Diana Prince karakteri, bildiğimiz tüm özellikleriyle Wonder Woman filminde işlendi. İşte, yaşama sevincinden tutun, insanlığa olan inancı, Ares gibi efsanelere inanışı, güçlü oluşu, çok güçlü oluşu, iyi niyetli oluşu, iyimserliği, kararlılığı vs. Yani Wonder Woman denilince akla gelecek olan tüm özellikleri zaten filmde görmemize rağmen izleyiciye, en azından bana yeterince ulaşamadılar. Bunun altında birkaç sebep görüyorum:


 1. Başrolün kadın olmasından dolayı her zamanki gibi seksi olması için fazla zorlamaları. Yani bu kadın zaten seksi bir kadın.
2. Kadın her sahnede poz veriyor. Nedir yahu bu poz verme derdi?
3. Efektler yeterince başarılı değil gibiydi. Ciddiyim, yama filmi olduğu her halinden belliydi.
4. Seksiliğini ön plana çıkardığınız bir karakter için fazla muhafazakar bir film gibi geldi bana. İki öpüştüremediler bile. 
5. Saftirik kız muhabbeti çok fazla genele yayılmıştı. Evet dış dünyadan birhaber bir kadın vardı karşımızda ama o tipik çekici gelecek tatlı kız imajını ben gördüm. Uyanın erkekler, çoğu kızın gerçek karakteri öyle değil. Sırf sizin sempatinizi kazanmak için bir aptal ayağına yatıyorlar. Gelmeyin bu numaralara.

6. Klişe kendini insanlık için feda eden kahraman erkek
7. Ne yaptıkları belli olmayan, olmasa da olur yan karakterler
8. Klişe savaş sahneleri. Ben senaryoyu yazman bu kadar tahmin edebilirdim.
9. Zeus, Ares gibi kavramları yeterince hikayeye yediremeyişleri
10.Klişe bir son. Esas kötü adamı ben filmin başında tahmin etmiştim mesela.
11. Ve bence en önemlisi. Gereksiz ve yetersiz aksiyon sahneleri. Daha güzel, daha tatmin edici dövüş sahneleri olabilecekken kısa süren ve toplasan 2 tane sayamayacağın aksiyon sahnesinin olması oldukça büyük hayal kırıklığına uğrattı. Yarı tanrı olduğu iddia edilen bir karaker var elinde. İddia edilen derken, yarı tanrı da işte hani kız yeni yeni anlıyor ya olayı. Bu kızın güçleriyle alakalı daha fazla şey gösterebilirlerdi.

Yani şimdi bu kadar madde olunca, doğal olarak birileri tarafından da iyice gaz verildiği için gittiğimizden, fos oldu. İçimizde patladı. Yani bu kadar puanı bu ablanın bacaklarına vermedilerse, imdb'den bu kadar yüksek puan almasını şaşkınlıkla karşılıyorum.

Her şeyi bırak geçiş filmi hissini bana o kadar yansıttılar ki, esas film neydi diye sormadan edemedim. Eldeki malzemelerle çok daha güzel bir film çıkabilirmiş. Neden bu kadar batırmışlar hayret ediyorum.

Ha hiç mi izlenmez? İzlenir elbet. Marvel fimlerini nasıl pişman olsak da hikayenin geneli açısından izliyorsak, DC filmleri için de aynı şey geçerli. Batman V. Superman filminde ortaya çıkan güzel Wonder Woman'ı, özellikle kadın karakter olmasından dolayı feminist duygularımı kabarttığından, izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü bu kadında daha çok malzeme var. Ve malzemeden kastım meme, göt değil. Ciddi bir hikaye potansiyeli var ve sırf bu filmi başarısız bulduk diye, ikinci şansı vermemek olmaz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek, sevgiyle kalın.

Beni takip edebileceğiniz sosyal medya hesapları için:

28 Mayıs 2017 Pazar

Fast 8 / The Fate Of Furious / Hızlı ve Öfkeli 8 İncelemsi

Duygu sömürüsü, klişeler ve çok pahalı arabalar... İşte Fast And Furious serisinin özeti. Sekiz filmin sekizinde de değişik hikayeler anlatsa da aslında teknik olarak baktığımızda aynı olayları tekrar tekrar izlediğimiz ama ne hikmetse izlemeye de devam ettiğimiz bir seri. 



Serinin son filmi, Game Of Thrones'tan da birkaç karakteri görerek kimlik karmaşasına girmeme vesile olsa da son yedi filmden aşağı kalır yanı yoktu. Kötü insanlar iyi olmuş, iyi insanlar kötü olmuş, herkes birbirine girmiş gibi bir hava yaratacaklarını düşünsem de o olayı da çok yüzeysel bırakmışlardı.

Filmin konusuna gelelim. Bu saatten sonra izlemeyen kalmamıştır gerçi ama, spoilersız film anlatmam haberiniz olsun.

Dom ve Letty, gayet mutlu bir şekilde Küba'da balayını yaparken Charlize Theron ablamız, Dom'a esrarengiz bir görüntü göstererek onu kendi takımına zorla sokar. Dom ne görmüştür göstermezler ama bu görsel o kadar değerlidir ki, Dom ne yazık ki Hobbes ve arkadaşlarına ihanet ederek karanlık tarafa geçiş yapar. Bundan sonra olanlar, fragmanıyla karşılaştırdığımızda aslında çok daha yumuşaktır çünkü Dom'un kötü tarafa geçtiğine Hobbes hariç kimse inanmaz. Adamların arasında çok yüzeysel bir şekilde bu konuşma geçse bile bir daha bu konunun lafı bile açılmaz. Yani herkes Dom'un bir şekilde tehdit edildiğini ve bir sebepten ötürü bu işleri yaptığının farkındadır. Sadece sebebin ne olduğunu ve onlara neden söylemediğini bilemezler. Zaten biz de filmin yarısına kadar olayı anlamayız. Sonra filmin yarısında öğreniriz ki, Letty'nin öldüğünü sandıkları dönemde birlikte olduğu Elena, meğerse hamile kalmıştır ve Dom'dan bir bebek dünyaya getirmiştir. Dom da elbette ki çok başarılı bir baba olarak, çocuğunu korumak ve kurtarmak için elinden geleni yapacaktır.



Charlize ablamız, filmde yine her zamanki gibi seksi bir şekilde etrafta dolanırken, çok aksiyon göstermese bile, inanılmaz başarılı bir kötü adam rolüne girmişti. Zeki ve kötü olmanın tüm özelliklerini göstermiş ve Dom'u sonuna kadar kullanabilmiş. Ben açıkçası Cipher rolüne bayıldım. Takımdaki herkesten daha üstün bir karakter olduğunu kanıtladı ve gerçekten takım, eğer kötü adamlardan Deckard ve kardeşi Owen'dan söz ediyorum, yardım almasalardı, sıçmışlardı. Net söylüyorum. 



Özetle film, yanınızda dostunuz ve aileniz olduğu sürece, sizden daha güçlü olan rakiplerinizi bile alt edebileceğiniz mesajını veren tatlı bir filmdi. Eski filmlere nazaran araba sahneleri çok aşırı değildi. He mesela şehirdeki 3000 arabayı hackleyip Rus Dışişleri Bakanı'nın arabasını haşat ettikleri bölüm elbette ki abartının önde gideniydi ama o gerçekçi olsun bu gerçekçi olsun, ortada en başta Fast And Fuious olmazdı. O yüzden, o yönden eleştirmiyorum bile. Zaten saçmalık diyeceğimiz şeyleri harmanlayıp bir aksyion filmi yaratıyor adamlar. Yani, nükleer bombalara kafa tutmalar, denizaltına kafa tutmalari lamborghini ile buzun üstünde akrobatik hareketler yapmalar, efendime söyleyeyim, külüstür ve yanmak üzere olan arabayla yarış kazanmalar... Neymiş efemdim, araba önemli değilmiş, onu kullanan önemliymiş. Yok yaa! Biz de bunu yedik şimdi. Yedirtiyorlar filmde gerçi. Orası ayrı.


Efendiler, Romalılar! Son yedi filmde sinir olduğunuz şeyler aynen devam etti ve hoşuınuza gittiği her şey de aynen vardı. Aksiyon eskisi kadar yüksekte değil. Brian karakteri olmadan Fast And Furious, Fast and Furious oluyor mu bence olmuyor. Bence bitirsinler artık bu seriyi, ama paranın geldiği dereyi kuruturlar mı? Nein. 2.5 saatlik, vakit öldürmelik bir film seyrettik. Güldüğümüz sahneler de vardı. Mesela Deckard'ın bebeğin kulağına kulaklığı takıp, çocuk müziğini son ses açıp adamları öldürüp bebeğe şebeklikler yapması vs. kahkaha atarak gülmeme sebep oldu. O sahnelerden mütemadiyen keyif aldığımı itiraf etmeliyim. 


Serinin diğer filmlerinden daha mantıklı seviyelerde gitmiş bir film oldu. Dom'un da nur topu gibi bir bebeği oldu. Adını da Brian koydular. Vay vay vay. İşte duygu sömürüsü. Milletin işine geliyor ama para kazanılacak olan bir seride ben böyle duygusallıklara sinir oluyorum orası da ayrı. Yani devam ettirmeyin abi işte filmi, Brian yok, aile birleşmelerinde Brian ve Mia yoksa ne anladım ben o birleşmelerden. 

Dokuz gelirse ben gitmeyeceğim artık. Yeter, Fast And Furious'u emekli ediyorum artık. İnternetten falan buılur izleriz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşünceye dek sevgiyle kalın :)

Beni takip edebileceğiniz sosyal medya hesapları için: